Salı, Ocak 01, 2008

Houston, he had a problem



Bu Houston'daki Rothko Chapel'den bir fotoğraf. Beni bu fotoğrafı buraya koyup üzerine bir şeyler yazdıran nedeni boşverip, buna her bakışımda aklımdan geçen düşünce zincirine takıldım yine. Başlarda herkesin kendi mitini yaratması için insanların insanlıklarına ve insandan çıkan her şeye inancını yitirdiği dönemlerde umutla resimler yapan Rothko, nasıl olur da bu hale gelmiş, onu merak ediyorum işte. Yarattığı renkli bulut tarlalarında insanların hoplayıp zıplamasını amaçlamış olması, bunu yaparken figuratif olandan uzak durmuş, sadece renklerle herkesin kendi inancını kendi ülkelerinde başka hiçbir şeyi umursamadan yaratması için özgür bir başka boyut yaratmış olan bu adamın, içinin karanlığını daha fazla içinde tutacak iradesi kalmamış anlaşılan. Canlı, belirgin sınırları olmayan rengarenk bir gökyüzü festivalini anımsatan eski işlerinin aksine, simsiyah, sınırları neredeyse yokolmuş, boşluksuz boşluklar ve dehlizler yaratıp, resimleriyle umut verdiği tüm insanları böylesine bir noktaya getirebileceğini umursayacak hali de yokmuş diye düşünüyorum çokça. İzleyici açısından düşünüldüğünde ise Rothko sadece, onların artık çoktan işe yaramaz olduklarını düşündükleri içsellikleriyle bir bağ kurmaları için yapmıştı onca resmi. Bir nevi köprü işlevselliği taşıyordu o resimler. Bu yüzden de zamanında bir umut elçisi olmasından dolayı bir nevi peygamber ilan ettikleri Rothko'nun bu Malevich'in Black Square'i benzeri siyah alanları yüzünden kendilerine zamanında vermiş olduğu tüm umudu da kırdığını düşünürüm. İnsanın zamanında umut hapı gibi yutmuş olduğu birinden medet umduğu o kritik anda, o hapın kendisinin kendine inancı kalmadığını görmesi kadar insanı bunaltan ve üzen başka bir şey olabilir mi acaba? Bu kronolojik ve hatta eşzamanlı olarak Rothko'yu izleyen insanları, derin bir hayalkırıklığına uğratmıştır diye düşünüyorum tam da bu yüzden işte.

Öte yandan Rothko'nun içindeki bu umutsuzluk nereden kaynaklanıyordu diye düşünen var mıydı acaba? İnsanlar umut kırıntılarının peşinden giderken gözleri kendilerinden başka bir şeyi görmez ve gerekirse başkalarının umutsuzluğu pahasına o yolda ilerlemek için inat eder durur çünkü. Belki de artık kendi sözlerine artık inanmadığını söyleyen bir peygamber olma pahasına içindekileri dökmesi gerekiyordu onun da. Bunu yapamasa öleceğini hissediyor da olabilirdi hatta.

Ve sonunda bunu yapmasına rağmen dayanamadı o da; intihar etti. Belki de artık içindekileri ifade edeceği bir renk, insanları bir zamanlar rahatlatan o motivasyonu onlara verebilecek bir köprü kalmamıştı içinde.

Neden bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettiğimi yazının başında da söylediğim gibi açığa çıkarmayacağım. Belki de aynen O'nun o zamanlar hissettiği ve bildiği gibi, ne kelime, ne renk, ne de bir köprü kaldı onları ifade edecek.

2 saçmalayan daha çıktı:

aydın avcı dedi ki...

sözlerine artık inanmadığını söyleyen bir peygamber olmak... ''sözün anlamının yokluğunu resmeden bir ressam olmak!'' boşluksuz boşluklar...
fakir sanat diye bir kitap Rothko'nun bu hallerini Beckett ve Resnais'de de arayıp buluyor

divina dedi ki...

Teşekkür ederim tavsiye ve yorum için. Kitap bende var fakat birkaç senedir elime alıp bir başlayamadım. Hatırlattığınız için sağolun. :)