Pazar, Mart 09, 2008

I go where I please...

Dün gece, Paintball'dan dönerken ve kulağımda müziğim varken, "özlemek"le ilgili bir şeyler aklıma geldi bir anda. İnsan nerede hem ruh hem de bedenen tamamen bulunuyorsa orayı özlüyor diye düşündüm. Hiç özlemediklerimi neden özlemediğimi düşünürken geldi bu aklıma. Böyle bir çıkarıma vardım.

Hani bazen bazı yerlerde veya bazı kişilerle otururken veya beraberken kendinizi orada gibi hissetmezsiniz. Bedenen oradasınızdır ama aklınız genelde farklı bir yerdedir. İşte o anı ve/veya o insanları özlemek diye bir şey söz konusu olmuyor o noktada sanırım. Ama çok sevdiğiniz, yanındayken o anı tamamen yaşamak istediğiniz, hafızanızın karanlık dehlizlerinde saklamak için sonuna kadar içinize çekmeye çalıştığınız ve bir türlü unutamadığınız o adam/kadın, sırf siz tüm konsantrasyonunuzu o anı içinizde bir yere en doğru şekilde resmetmek üzere beden ve ruhunuzu senkronize etmeye harcamış olduğunuz için çok özleniyor. Veya kendinizi tamamen kendiniz gibi hissettiğiniz bir yer düşünün. Oradayken başka bir yerde olmak aklınızın ucuna gelmiyor, geldiğinde ise hemen o düşünceyi kovalıyorsunuz. İşte orası için de aynı durum geçerli olsa gerek.

Ben her an başka bir yerde başka birileriyle nedensiz yere olabilme olasılığımın farkındalığıyla, genel olarak huzursuz bir tablo çiziyorum sanırım yanımdakilerin gözünde. Tam da öyle olduğundan gerçekten de kimseyi özlemiyorum cidden de. Benim için tarafımdan gerçekten özlenebilen bir iki insan oldu hayatımda. Ve evet tek bir yer. O insanların yanındayken tamamen orada onlarlaydım; o yerdeyken de tamamen oradaydım. Çok sevmek böyle bir şey olsa gerek. Bir zaman sonra elinizden uçup giderse, özleme hissini üzerinden yaşamak üzere sakladığınız, titizlikle çizdiğiniz o an resimleri, o anın "şimdi" halinin özü... Sırf çok sevdiğiniz için uğruna her parçanızı bir araya getirip "şimdi"de, bir zaman sonra da sırf özlediğiniz için her parçanızı bir araya getirip "o an"da odakladığınız bir şey bulmak ne kadar zor değil mi? Sanırım hayat kendi içinizde vuku bulan zıtlıkların ve hatta dış dünyayla kendi uyumsuz birliğiniz arasındaki gelgitlerin bir an için bile senkronize olmasını kaldırabilecek bir şey değil. Öyle olmadığına dair anların, anılarım, deneyimlerim, kanıtlarım var. İsteyene gösterebilirim; anlatabilirim uygun bir vakitte.

O yüzden kendinizi sonuna kadar "şimdi"yi yaşamaya çalışırken, o anın mükemmel bir fotoğrafını tüm algılarınız ve sezgilerinizle çekmeye çalışırken yakalarsanız bir gün, vazgeçin bundan derim ben. Nedeni ise sonradan o anları ve anıları şimdiye çağırıp özlemesi pek iyi olmuyor. Aklınızda olsun. Beden ve ruh senkronizasyonu öyle çok da matah bir şey değil. Olduğu an her şeyi tersine çevirmek üzere devreye hayatın ta kendisi giriveriyor. O durumlarda ya o çok sevdiğiniz yerden ayrılıyor ya da o çok sevdiğiniz insandan uzaklaşmak, uzak durmak durumunda kalıyorsunuz. Bir anlık bütünlüğün, tamamlanmışlık hissinin getirisi korkunç bir mesafe oluyor yani. O mesafe de fazla sevginin sonunda neden hep özlem hissine yol açtığının bir nedeni gibi geliyor işte bana.

Aynı nedenle sizi özlemeyen biriyle ilgili, onun sizinle geçirdiği zamanlarda o ruh-beden senkronizasyonunu yaşamadığı gibi bir çıkarım yapılabilir sanırım. Peki, başa dönersek biz o senkronizasyonu hangi nedenden dolayı sağlayabiliyorduk? Yani bunun için önkoşulumuz neydi? Hemen cevap veriyorum: Çok sevmek.

O halde özlenmiyorsa kişi bilmeli ki özlemeyen kişi, onunla geçirdiği anları tamamen deneyimlemek için tüm gücünü seferber etmemiştir. Bunun nedeni ise evet bellidir. Özlemeyen hiçbir zaman çok sevmemiştir. Ruhu ve bedeni arasındaki mesafe sayesinde ilerde bir gün "özlemek" denen hastalıklı zaman yolculuğu aracını kullanmaktan kurtulmuştur.

O yüzden yazının başlığındaki gibi hissetmek istiyorum her yerde, herkesle. Kimsenin ve hiçbir yerin içimde herhangi bir özel durumu, istisnası olmasın. Yıllar önce dediğim gibi, "mesafe gerçekten de her şey"miş!

4 saçmalayan daha çıktı:

KRISTENSENN dedi ki...

çok sevmek. aralıksız sevmek. büyük ihtimalle sevilmek. ama onun "çok sevme" kavramını yeterli bulmamak. özlemek. özlenmemek. geçsin diye beklemek. ondan vazgeçememek. vazgeçmek istememek çünkü, güzel şeyleri hatırlamak sürekli ama bununla da yaşayamamak:

how to disappear completely.

divina dedi ki...

"Fond but not in love" olmalı insan bazılarına karşı. Özellikle de üstteki yorumu kristensenn'e yazdıran türdekilere. Sevildiğini bilmek ve gerçekten hissetmek böyle sözler söyletmez oysa ki. Sessiz kalır insan. Mutluluğu ve güveniyle hayatına sakin sakin devam eder.

KRISTENSENN dedi ki...

Sevildiğini bilen ve bunu gerçekten hisseden "o tür"den insanlar hep sessizdir bu yüzden. Sakin sakin hayatlarına devam ederler. Siz "fond" olsanız bile, onlar hep bir basamak aşağısıdır. Siz çok değer veriyorsanız, onlar değer veriyordur. Siz çok özlüyorsanız, onlar "evet, elbette" özlüyordur. Siz sempatizansanız örneğin, onlar geçerken uğramıştır. Siz gözlerinizi ayıramıyorsunuzdur, onlar gözlerini kaçırmıyordur. Sizin hayatınıza biri girmiştir, onun hayatından biri geçmiştir. Yani "fond" olmak da çözüm değil, belki güvenli sevgi yumaklarından mahrum bırakmalı bu insanları. Öç almak, nispet yapmak, test etmek için değil, hayır. Bunca sevgiyle bir başınıza kalmak kendinize yapacağınız ciddi bir kötülük olacağı için.

divina dedi ki...

Tam da bununla bağlantılı bir yazı yazmıştım sözlükte. Şöyle demişim hemen buraya yapıştırayım:

Başlık: Ölesiye Sevmek

Entry: "sevgisi ölümcül özelliklere sahip olan kişilerdir. eğer başlık altındaki diğer entrylerde olduğu gibi bencillik tarafından değil de bazen de sevilen kişinin seven kişiyi öldürmesi durumunda ortaya çıkan "sevenin sevgisinin ölümcül"lüğü açısından incelenirse, benim için küçük, dünya için büyük bir adım olabilecek anlamlar taşıyabileceğini düşündüğüm durumdur. bu kişiler öyle bir duygusal yoğunluğa sahiplerdir ki, çok kez sevgilerini abartmakla suçlanırlar ve fakat durum hiç de öyle değildir. her şey görüldüğü ve gösterildiği kadar şeffaftır ve gerçektir oysa ki. sevdikleri kişiye kendilerini öldürme gücünü sevgileri yoluyla vermiş olurlar. ve bir gün pek tabii bu kadar sevgi fazlalığının döngüsel bir sonucu olarak o çok sevdikleri kişiler mutlaka ve mutlaka o sevgileri bir silah olarak kullanıp tetiği çekerler. eh tabii bu durumda sanırım herkes için olması gereken her zaman için nedir hemen hatırlayalım;

kayıtsız şartsız "protect me from what i want"'tır. böyle olmalıdır zira uçlar her zaman birbirlerine bir adım ötede, birbirlerinden bir adım geridedir ve değillemelerle kazanılan anlamlar her zaman acı verir."

Evet, bana kalırsa da bir şeyler yapılsa fena olmayacak. Sevgiye ihtiyacı var gibi görünüp sonra sevgi arsızı olan, ona talep ettiği sevgi verildiğinde duvar gibi duran sonra geri çekilince üstüne gelip yine davranışlarınızı ve hislerinizi manipule eden insanlar için de bir şeyler yazmışım. Sonra bir ara buraya konu ederim herhalde bunu da.