Cuma, Ocak 20, 2006

( )

başkalarının hayatlarını okumak onların tuttukları bloglarda, gecenin bir yarısı kendinizi yalnız ve ürkek hissettiğinizde tvde canlı yayın bulabilmenin verdiği güvenlik ve kaostan düzene geçiş hissine benziyor. ve hatta bence ta kendisi bu hissin...

birileri dünyanın bir köşesinde kendi hayatlarını yaşıyor ve bunu gören ben kendimi bir an olsun kendi ufak hayatımın merkezinden alıyorum. orada değilim artık... bu insanların hayatlarındayım. huzurlu hayatlar... yalnız hissettiğinizde dışarıda lambası yanan bir ev aramak ve karşıdaki apartmanın birkaç dairesinin ışığının yanık olduğunu görünce mutlu olmak...

hayat ne kadar da basit aslında. ağır depresyonların, büyük sözlerin, anlamsız mutlulukların, biroyanabirbuyanasavruluşların nedenini düşünüyorum... yaşıyoruz... büyüyoruz... yaşlanıyoruz... ve ölüyoruz... bu kadar basit ve olağan ve belirlenmiş çizgilere sahip olan yaşamlarımız bu kadar da ciddiye alınmaya değmiyor sanırım. kimseden nefret etmeye, kimseyi hayatından silmeye/çıkarmaya, birilerine kızmaya veya anı biriktirmeye değmeyecek kadar basit olan bu sıradan ve herkesinkinden hiçbir farkı olmayan ama kendi kendimize "özel" kılmaya çalıştığımız absurd yaşamlarımızla nasıl da böbürleniyoruz...

insanlığın ve medeniyetinin tümünün canı cehenneme diyorum içimden uzun zamandır. unutulmuş olan milyonlarca özelliğimiz, sırf bu modern yeni dünyaya entegre olabilmek adına özümüzden verdiğimiz ödünlerimizle beraber yok olsak artık diyorum... dua ediyorum bunun için... bir an sonranın nasıl bir felaket getireceğine dair paranoyalarımızla nasıl hala artabiliyoruz, çarpılabilinip, bölünebiliyoruz ve en önemlisi üreyebiliyoruz?

egolarımızın yerin dibine girmesi için evrensel boyutta bir soykırım gerekiyor bu dünya ırkına... ben dahil herkes daha fazla özünü reddetmeden, anlayamadıklarını veya algılayamadıklarını yok sayan bir ırkın mensubu olmalarıyla bunu çoktaaan hakediyoruz.

bilincim, bir gün yıldızların her birinin bir araya gelip, gittikçe yaklaşan, artan bir hızla üzerimize gelen teknolojik saçmalıklar olma olasılığını daha fazla görmezden gelemiyor. her seferinde bilinçaltım devreye girip bana gecenin bir yarısı bölünen uyku aralarımda hatırlatıyor bunu.

nefes nefese kalkıp gözümü açtığımda beni sakinleştirmesini beklemem gereken gökyüzü artık hiç de sığınabileceğim bir düşülkesi vaadetmiyor bana.

2 saçmalayan daha çıktı:

laçin t. dedi ki...

yok olmak, bencil bir medeniyet için bir ödül olurdu, bir tür iltifat.
mesela her bir haltın genini bulup onunla oynamakla gururlandığı "an"da, medeniyet bu ödülden aslında kaçmış oluyor. egolarının yerin dibine geçmesi beklenirken, alçakgönüllü bir hırs görüntüsüne bürününce, insan aslında zamanını biraz daha uzatmış oluyor. böylece karmaşa ve karmaşık olan devam edebilir, birinin kafası hep "sonradan" gereksiz gördüğü şeylerle karışırken, öbürü az malzemeyle çok görüntü yaratıp yoluna devam edebiliyor. yerinde duramayan bir oğlana aşık olan sofistike ama saf kız çocuğu gibi. (bu hikayenin kendisi de ne kadar basitti ya.)basit olan kazanıyor. sadece hayatta kalmaya çalışan, fazla değer yargısı barındırmayan biri gibi. insan çok zeki, tıpkı bir bakteri gibi.

saygılar :)

İpek dedi ki...

"...gecenin bir yarısı kendinizi yalnız ve ürkek hissettiğinizde tvde canlı yayın bulabilmenin verdiği güvenlik hissi..." işte bu... bu süpper bir tanım/benzetme olmuş blog alemi için.

Gerisi... Gerisi içinse dünyevi/ruhsal/içsel kısmının uzağından geçerek 2-3 saat önce izlediğim Matrix'e bkz vermek istiyorum.