Cumartesi, Temmuz 11, 2009

"Shake me, Shake me, Skyscraper"


Dağ çilekleri yemiştim. O herkesin öle bayıla yediği sevimli şeyleri sevmemiştim. Birkaç denemeden sonra sevemeyeceğimi anlayıp bırakmıştım. Sonra sevmediğim başka şeyleri de bıraktım. Bu soldaki ise bu aralar sarılıp mıncıklayabildiğim tek şey.

Geçen gün B. ile otururken, artık etrafımdaki insanlara bakıp sanki onlarla yaşanabilecek deneyimlerin özünü birkaç saniye içinde algılıyormuşum hissine kapıldığımı anlattım. Mesela dün metroda bir anda yanıma oturan birine bakıp, o insanla beraber olmanın tüm inceliklerini fark ettim tıpkı az önce dediğim gibi. Kendimi Grenouille gibi hissediyorum. O da kokuların özünü yakalıyordu. Sonra sevdiklerinin peşine düşmüştü. Sonunda ise en azından istediğine kavuşmuştu. Tek bir mendil sallayışta, etrafındakilere secdeye getirebilecek o hedefe ulaşmıştı. Ve fakat ben neyin peşinde olduğumu bile bilmiyorum. Bir şeyin peşinde miyim ki acaba diye soruyorum kendi kendime. Sanırım iyiden iyiye kabuk değiştirdiğim bir dönemin içindeyim. Halbuki kabuk değiştirmenin zamanı mı şimdi?!

Her neredeysem orada değilim bir de. Bu da kayıtlara geçsin.

Ankara bu aralar fazla sıcak. 60 koruma faktörlü güneş kremleriyle dışarı çıkma vakti geldi de geçiyor bile. Pazar günü Seğmenler planımız var. Bu hafta sonu ise kendimi kitap okumaya ve dinlenmeye adayacağım gibi görünmekte.

Canı sıkılan proje yapıyor son birkaç senedir. Ben bu durumla ilgili karışık hisler içindeyim. Yaptığın müzikten canın mı sıkıldı, artık kendini duymaktan utanıyor musun? Hemen kendini feshet, hep yapmak istediğin şeyi yap. Eğer bir de ilk çıkardığın albümlerle biraz popüler olduysan, en saçma şeyi bile yapsan kabul görecektir çoğu kez. O yüzden sinire strese de gerek yok. Sanırım bu sebeptendir, farklı isimlerle ve farklı müziklerle çok kez garantici bir şekilde rahatlamak için random bir nickle orada burada küfredip, hiçbir sorumluluk almadan istediği zaman bu kimliği yok edip hala kendi "ben"ini koruyabileceği projeler yaratma isteğindeki artış.

Ben de işte Julian Plenti'ciğimin albümünü dinlemeye başladım az önce. Onu dinliyorum ama pek de sevemedim. Oldukça yavan, yeni bir şeyler yapmaya çalışmış hissiyatına kapılıyor insan fakat alakası yok. Sanki fazla Akdeniz havası solumuş bu ara Paul ama maalesef New York içine öyle bir işlemiş ki kendini istediği kadar o İtalyan erkeği havalarına soksun, gömleğinin yakasını açsın, altın kolyeler taksın, yine de içinde sürekli huzursuz bir adam var. Henüz çok dinlemedim ve haliyle hazmedemedim ama, ilk izlenim olarak diyebilirim ki kendini olur olmadık tehlikelere atan, oraya buraya savrulan, estet erkek sözlerini yine görebiliriz albümde. İstediği kadar Madrid Song yazsın, o CocoRosie'msi dış dünya seslerini aralara serpiştirsin, o gitarları istediği kadar tıngırdatsın, Paul yine bizim Paul ama bu sefer kendisinden epey sıkılmış olmalı. Paul özüne dön hayatım, bu Julian halin beni pek açmadı haberin olsun. Skyscraper'ını sevmiş olmam tüm albümdeki o yaz hissini görmezden gelmemi sağlayamadı henüz maalesef. "Shake me, Shake me, Skyscraper" dediğin o kısacık şarkı istisna ama bilesin. Hemen aşağıda o da. Ulaşınız, dinleyip seviniz rica ederim. Yoksa çok bozulur adamcağız.

Julian Plenti - Skyscraper



Yarın güzel birkaç müzisyenden bahsedeceğim sanırım. Ama şimdi ıslak saçları kurutmak ve yatağa girip başka hiçbir şey düşünmeden uykuya dalmak gerekiyor.

Domo. Sana da.

1 saçmalayan daha çıktı:

Miraç dedi ki...

entellektüel buhran bunlar, yaşanır her daim, farklı farklı şarkılarda, kitaplarda, insanlarda, gitmek istersin hepsinde, kaçmak istersin, uzağa, çok uzağa, senden.