Pazar, Şubat 10, 2008

"He messed up forsaking our love"

Her hafta "The Fountain" izliyorum ben. Birileri beni durdursun. Gelip de bana beraber izleyelim istemesin kimse bu filmi. Artık kare kare biliyorum herhalde ve maalesef bu iyi bir şey değil.

Birine şarkılar yolladım. Sözlerine bakmamıştım. Görünce ilginç seçimler olduğunu kabul ettim kendi kendime. Başlık ise bu şarkılardan birinin sözleriymiş. Hoşuma gitti; maalesef.

Uzun süredir bir ne istediğini bilmeyen, bir de hayatta ne istemediğini bilen biri olarak boşlukta salınıp duruyorum. Bugün hatta bir saat önce olabilir, ne istediğimi buldum bir anlığına. A Lily'nin bir şarkısına sakladım bu isteğimi. Yine bir şeyleri yeni ve bilinmedik birileriyle paylaşmak üzere saklamaya başlamam mutluluk verici; arada bir umudun kendini göstermesi ise ilginç.

Dün ise insanların ortasında kısıtlı bir zamanda başımı gömdüğüm, zorluğu "inanılmaz" diye nitelendirilen sudoku kitabımın üzerine "Killing All the Flies" yazdım şarkıyı zorla kendime dinletirken. Zorla kendime Mogwai kürü yaptım (nasıl bir kürse o artık!). Take Me Somewhere Nice dinlettim kendime dört beş defa (ayrıca alakasız ama Happy Songs For Happy People ne güzel bir Mogwai albüm ismidir. Gerçekten de mutlu insanlar için mutu şarkılar olabilir o albümdekiler). Tabii bunu yapmamın nedenleri vardı. Hatta eminim az sonra yine aynı nedenlerden yapacağım aynını. Dün iki saat boyunca S. ile konuşurken ve hatta bunun öncesinde bir yerde oturup kendi kendime yazılar yazarken, içime çektiğim her koca nefesten sonra içimden bir şeylerin çıkması gerektiğini hissedip, onlar he ne ise artık söz olarak çıkmaması içimden... Madem sözsel olarak ifade edemiyorum dedim, açtım ben de o ruh halimi en iyi ifade edecek şarkıyı. Benim yerime notalarla, enstrümanlarla ve sözlerle ifade etmişler sağolsunlar. Adını da Türkçe'ye özensiz çevirisiyle "beni hoş bir yerlere götür" koymuşlar.

Şarkı beni gerçekten öyle hoş yerlere götürdü ki, o sırada bedenimin bulunduğu yerle ruhumun gezindiği yerler arasındaki fark, beni sırasıyla tuvalete, balkona (bu soğukta evet) ve son olarak da sudoku kitabına yüzümü gömüp, kimsenin o ifadeyi görmeyeceği şekilde oturmaya yönlendirdi. Tuvaletteyken aynada gördüğüm yüzüm hiç iyi değildi. Braque bu halimi görse ne güzel çizerdi beni şimdi dedim hatta içimden. Hiçbir şeyin bir kez daha aklıma gelen görüntüler kadar güzel olmayacağını, aslında o güzel olan ne varsa her şeyi sadece tek taraflı yaşadığım gerçeğini insanlardan sürekli sakladığım gözlerimin içine sokup durdu şarkı. Sözlerle ifade edemediğim anda farklı yollarla kendimi ifade edebildim sanırım özellikle de bu şarkı sayesinde.

Bu kadar güçlü etkileri olan şarkıları yaratma hakkını kim veriyor bu insanlara?

2 saçmalayan daha çıktı:

tear_united dedi ki...

"Benzersiz bir duygusal solen" Tear United Times

"tek kisilik dev kadro" Daily Tear Utd.

helecanla bekliyoruz yazilari, ah bide fon siyah olmasa, butun dunya elele tutussa :]

ps: fountain kesinlikle gerekli ilgiyi/sevgiyi alamamis bir film,bende de sapkinlik olmustu bir ara.

divina dedi ki...

Eğlenceli yorum için teşekkürler :) Pek sevdim açıkçası.

Fon ise siyah değil aslında. Koyu bir gri. Ama umarım ki bir gün bundan daha güzelini yaparsam şeklini şemalini değiştiririm blogun da, artık dibe çökmüş küllerinden yeniden doğar her şey. Pek gereksiz betimlemişim ama olsun öyle geldi herhalde.

Fountain ise evet öyle ve mutluyum bundan. Eternal Sunshine gibi gereksiz entel züppe insanların dillerinde anlamsızlaştırılamayacak en azından.