Perşembe, Mayıs 06, 2010

"Past and present, they don't matter"

O kadar çok seviyorum ki, ona olan sevgimi anlatmak için, sözcüklerimi başka şeyleri ifade etmek üzere kullanmıyorum, saklıyorum. Ancak bu işe yetiyorlar zaten.

Onun dışında iyilik, güzellik. Koşturmacalı bir dönemden geçecek gibi görünüyorum yine zira planlar programlar bu sene artık tek tek gerçekleştirilmesi gereken zorunluluklar haline geldi. Benim gibi tembellikten karşı koltuktaki sudoku kitabını almaya üşenince elindeki klavyeyle bir şeyler yapmaya razı olan ve bu yazıyı yazmaya başlayan biri için iyi bir şey aslında bu zorunluluk. Hem ayda yılda bir yazmaya başladığım "Imagine Room" için de olumlu bir gelişme bu.

Velhasıl bu aralar müzik okumaktan fazlasıyla sıkılmış olacağım ki, yine eskilere döndüm. Müzik yazıları okumak da birkaç kişinin yazdıkları dışında bana hiçbir şey katmıyor gibi gelmekte. Yazılan yazılara baktığımda ne bir ruh ne de grupla veya şarkılarla ilgili bir ipucu görebiliyorum. Bana göre müzik yazısı yazmak en az müzik yapmak kadar zor bir iş. En azından ben böyle düşünüyorum tabii. Öyle düşünüyorum, çünkü yazarken bir yandan yaratıyı aracı olarak kullanıp yaratıcının dünyasına dahil olmaya çalışıyorsunuz, diğer yandan da dinlediğinizi kendi dünyanızdaki yansımalarıyla ifade etmeye çabalıyorsunuz. İnsana bakıp Tanrı hakkında yorum yapmak, Tanrı'nın insanı yaratmaktaki amacı, sebebi neydi onu bulmaya çalışmaya benziyor. Bir yandan objektif kalmaya çalışıyor diğer yandan da dinledikçe albümün içine boğazınıza kadar batıyorsunuz. Ortaya çıkan şeye bir de okuyucuyu doyuracak ama boğmayacak düzeyde söz konusu müzisyen ve müziğiyle ilgili orada burada bulunmayacak detayları eklemlendirmeye çalışıyor ve tüm bunların homojen bir yapıya sahip olması için çabalıyorsunuz. Evet, burada hakikaten de zor bir işten söz ediyoruz.

Ben bu işi arada sırada zar zor becerebildiğim zamanlarda, kendi hayatımda o sırada olup bitenlerden fazla etkileniyorum sanırım. Ancak zor zamanlarımda kendini ifade etmeye çalışan bir insan olduğum için, son 5-6 aydır oraya buraya hiçbir şey yazmamamın sebebi bu hafta sonu görecek olduğum adam ve onun hayatıma soktuğu son yıllarda hissettiğimin toplamına eşit 5 aylık mutluluktur. Mutlu olunca yazamamak gibi bir yapıya sahip bir insanım maalesef.

Neden mutluluğumu buraya yansıtmadığıma gelince, bunun ana sebebi orada burada birbiriyle sürekli öpüşen, mütemadiyen mutluluk saçan çiftleri gördüğümde onlar adına duyduğum utançtır. Ben public display of affection'dan çok da hazzetmeyen bir insan olarak, bu türden davranışlar yüzümü kızartıyor. Anneler günü yaklaşırken tv kanallarında saat başı çıkan anne temalı bol sayıda reklamı görünce, annesi şu anda hayatta veya onların hayatında olmayan insanları düşünüp üzülmemin ardındaki sebebin ta kendisi var işin özünde. Bir de tabii, mutlu olduğumda bana mutlu hissettirenlere duyduğum minnet ve bunun sonucunda onları da mutlu etme isteğiyle tüm çabamı bunu başarmaya harcamam da bundan sonraki sebeptir. Böylesi daha iyi.

Ha o yüzden, bu aralar ne kelimelerim mutluluğumu anlatmama yetiyor, ne de yetse de anlatasım var. O yüzden ara ara buralara hoşuma giden videolar, müzikler koyup iki kelam edip kaçasım var.

Geçen gün k.'in doğum günüydü. Ona mutlu olması için güzel dileklerde bulunduğum mailımda Phoenix'in 1901 adındaki yazı yaz yapabilecek şarkısına La Blogotheque'in çektiği videoyu yollamıştım. O kadar güzel bir performans olmuş ki bu, orada olsaydım sadece uzaktan izleyerek kötü hissettiğim bir günü kurtarabilirdim.

Phoenix - 1901 - A Take Away Show from La Blogotheque on Vimeo.



Ha bir de tabii aynı Phoenix'in geçen gün B.'da kaldığımda izleyip gece gece neredeyse kalkıp dans etmeye başladığımız Saturday Night performansının hakkını yememek lazım. Bu sefer Lisztomania.

4 saçmalayan daha çıktı:

serdar dedi ki...

"O kadar çok seviyorum ki, ona olan sevgimi anlatmak için, sözcüklerimi başka şeyleri ifade etmek üzere kullanmıyorum, saklıyorum. Ancak bu işe yetiyorlar zaten."

Gözümden gelen iki damla yaşın müsebbibi bu iki cümle. ne kadar içten geldi doğrusu.

divina dedi ki...

Gülümsetti bu dediğiniz. :)

serdar dedi ki...

yazdıktan sonra insanın kontrolünden çıkar kelimeler. bizim sınırlardan geçerken de farklı bir anlam kazandı o 2 güzel cümle.

bu arada phoenix videosu da şahaneymiş. La blogotheque çok keyifli iş çıkarmış.

divina dedi ki...

Ah bunlar birkaç video çekebilsem birileriyle keşke diyorum her izlediğimde onların videolarını.

Öyle güzel anlamlar yüklendiyse ne mutlu :)