tunalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tunalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Nisan 25, 2008

"Could"



Bu sandalyeden istiyorum. Alın bana bundan.

Bugün sükunet içinde geçti. Sabah havaalanından çıkarken kulağımda bitter şarkılar vardı. O çıkışı pek sevmesem de bugün güzeldi. Havaş'tan inip taksiye bindiğimde başka bir anı hatırlayıp "Tunalı'ya" demem ve sonra hemen gidilecek yeri düzeltmem ayrı bir gariplikti ama olsun.

Bugün güzel şeylerden bahsedesim var ama elle tutulur bir şey de yok hani öyle belirgin. Ama içimde güzel bir şeyi alıp, onun güzelliği anlatmak için sabırsızlanan bir hal var. Tüm bunlar dışında Y. aradı az önce. Buraya geliyor. Güzel şeyler olacak onunla beraberken diye umudetmekten başka bir şey diyemiyorum şu an.

Haftaya Fujiya & Miyagi konserine gidesim de var, gitmeyesim de. Ne yapacağımı bilememekteyim. Gidersem hem görmek istediklerimi göreceğim hem de konseri izleyeceğim. Epeyce seviyorum çünkü grubu da. Gitmezsem bu aralar sakin kalmak isteyen ruh halim evin içinde huzurlu huzurlu dinlenecek. Bakalım...

Bugün birkaç gündür ve hatta son zamanlarda yaşadıklarım sonrasında hesapçı insanlardan ne kadar hazzetmediğimi yeniden keşfettim. Arada unutuyor çünkü insan bazı şeylerin varlığını karşısına çıkmayınca. Görmezden geldiğim ufak tefek hesaplar peşindeki insanlara zerre kadar değer vermiyorum. Herkes böyledir sanırım. Yani kimse istemez böyle insanları ama görmezden gelebiliyor bazen insanlar bu davranışları. Benim görmezden gelemediğim, şapşallıkları yüzünden enayi yerine koymaya çalışırken yaptıkları işi ağzına yüzüne bulaştıran; üç kuruşun hesabını yapan fırsatçı ve otlakçı insanlar hiç hoşuma gitmiyor, kaldıramıyorum da artık. Hayatımdan birer birer dökülsünler istiyorum çünkü elimi kolumu kaldırasım, kendilerine tek söz söyleyesim bile yok. O kadar kaale almıyorum kimseyi.

Ama mesela masterplan insanları vardır ya hani. Her şeyi kurarlar kafalarında, her durum için birkaç tane alternatif planları vardır. Hesapları başka birinin anlayamayacağı kadar ayrıntılı ve komplikedir. O insanlardan da hazzetmememe rağmen saygı duyuyorum onlara. O yüzden bunlardan hayatımda bulunsun; arada bir kafalarının içine girebilmek için kafamı çalıştırayım; onları anladıkça aklımda yeni yeni klasörler açayım istiyorum. Bu tip uzun vadeli hesap kişileri en azından cinfikirlilikleri ve uyanıklıkları saygı duyulası hem. Bu da bir meziyet çünkü. Diğerleri gibi karın tokluğuna çalışmıyorlar. Bana Benjamin Linus lazım. Hazır Türkçe de biliyoruz, karşılıklı dertleşiriz. Belki bana da türlü türlü manipulasyonlarla bir şeyler yaptırır. Seve seve yaparım sanırım.

Başlıktaki "could" ne güzel bir modal verb'dür diye düşündüm bugün. Hem geçmiş, hem şimdi, hem gelecek... Bir de "-ebilmek". "Can"in sertliği de yok. Daha ne?

2007'nin nasıl oluyorsa birçok insan için hala sürüyor olduğunu biliyorum bir de. Bitmedi, hala devam ediyor; söylemedi demeyin.

Salı, Eylül 04, 2007

Sonbaharın İlkgünleri Analizleri

Ayça'yı bugünden itibaren özel "İfade İşleri Bakanı"m ilan ediyorum kendi dünyamda.

Hem bugün ilk kez "tiki üçlü"sü içinde yer aldım. Çok heyecanlandım; hatta heyecanlandık. "Bir gün bir kızıl, bir esmer, bir sarışın üç tiki kız geziyorlardı Tunalı'da" cümlesindeki esmer olandım. O anı fotoğraflayıp ölümsüz kılmalıydık ama düşünemedik. Bu üç renkte yanyana yürüyen kızların neden bir şeyleri düşünemediğini yaşayarak öğrendim; tek başıma kalınca da farkettim. Artık onları suçlamıyorum. Kendiliğinden oluyormuş meğerse...

Onun dışında da yeni br şey yok mu? Var tabii... Yeni tanıştığım Elif'e yanımda oturan bir Boğa erkeğini neden ilk tanışmamızda sevmediğim konusunda açıklama yaparken kendimle ilgili farkettiğim başka bir şey oldu; üzüleyim mi sevineyim mi bilmiyorum... Şöyle ki, eğer bir erkek yanımda garip bir şekilde sürekli espriler yapmak zorunda hissediyormuşçasına zoraki şoparlıklar yapıyor ise, o erkeği sevemiyorum ben. Nedeni ise, sanki o adam kendisinde saklı tutmaya çalıştığı bir şeyler varmış da, konuşmalar derinleştikçe konu o sakladıklarına gelmesin diye bu kadar espri yapıyor ve konuşuyor böylelikle hem odağı kendinde tutuyor kimseye çaktırmadan, hem de istediği konular üzerinden hafif ve rahat bir konuşmanın liderliğini elinde tutarak başkalarına başka bir konu açma fırsatını vermiyor gibi gelmekte bana. Halbuki biz kimdik ki kendisiyle ilgilenelim edelim. Tabii sevgilisi karşısında oturuyordu ve sanırım kız bir süre sonra o adamdan kaynaklanacak sıkıntıların eşiğinde olduğunun farkında değildi. Üzüldüm onun için işte o an tüm bunları aklımdan geçirirken. Bu yüzden çok espri yapan, gereksiz yere konuşmanın tüm iplerini elinde tutan, gereksiz noktalardan insanları güldürmeye çalışan erkeklerden uzak durunuz; durdurunuz; durayım hatta ben de. Konuşacak bir konu varken gülümsemenin de gülümsetmenin de bir manası yok. Aklınızda olsun.

Bugünlük bu kadar sanırım. Zaten saat 00.00'a kadar da bir şey yazmak istemem. Sonrası için yarını beklerim; beklemeyi severim.