together we will live forever etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
together we will live forever etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ocak 30, 2008

"remember `his´ hair as it shone in the sun"

Bir ara İpek'le evde oturup komik komik kaytlar yapardık. Onlardan biri tam burada.

Velhasıl, efendim dün D.'yla pek güel vakit geçirdik. Eve gelene kadar sürekli değişen bir programımız olduğundan ne yaptığımız belli değildi. Önce bir yerlerde muhteşem bir yemekten ve hatta son zamanlarda içtiğimiz en güzel biradan sonra verdiğimiz kahve molasında çok beğeniğimiz bir kıyafet giymiş olan o kızın engelleri aşarak yanımıza gelip bizden çakmak istemiş olması ise apayrı bir yazı konusu olabilecek kadar absurdlüğü içinde barındırmakta.

D. ile insanların eğlenmek için para aldığı işlerden sözederken, ağzımdan şöyle bir cümle çıkıverdi:

"Biz karın tokluğuna eğleniyoruz, hatta üstüne para bile veriyoruz. Ne acı!"

Eve gelirken, D. ağzını her açışında RTÜK tarafından kepenk kapatma sesiyle sansürlenen o konuşma ise dünün en ilgi çekici zamanlarından biriydi.

Sonra gecenin bir vakti "The Fountain"ı izleme girişimimiz dün gecenin tüm eğlencesini bozmuş olsa gerek ki, filmden sonra bir süre sessizce oturduk. "Together, we will live forever" çaldı durdu.

Bir Hugh Jackman'a baktık, bir de etrafımızdaki erkeklere. Çoğunun erkekliği orgazm olduğu yerde bitiyor ne yazık ki. Birkaçını tenzih edelim ama çoğunun erkekliği biriyle yatmak olarak tanımlandırdığı bu insanlar bilmiyorlar ki bir erkek bir kadını gerçekten sevip gerçekten mutlu edemedikçe erkek değildir. Aynı şey kadınlar için de geçerli tabii. Bir kadın bir erkeği gerçekten sevip mutlu edemedikçe kadın değildir. Böyle çok basit düşünceler silsilesi aklımızda cirit atarken derdimiz daha derindi ama tabii. O konuya hiç girmeyelim şimdi. Gecenin son sözü de D.'dan geldi:

"Böyle bir adamla beraber olacaksam beyin tümörüne razıyım ben."

Evet, The Fountain'dan böyle çıkarımlar yapacak noktaya gelmiş, getirilmiş bu iki kişi gecenin sonunda devlet meselelerini de çözüp rahat rahat uykuya daldılar. Biri sabah kalkıp bunları bloguna yazmak istedi. Yazdı.

Perşembe, Temmuz 26, 2007

Together We Will Live Forever

Bugün hayatımda görebileceğim en güzel filmi izledim herhalde.

"The Fountain"...

Kelimelere nasıl dökebilmişim, buna nasıl cesaret edebilmişim ekşisözlük'te inanılır gibi değil ama insan dayanamıyor bir yerlere akıtması gerektiğini hissediyor filmden sonra içindekileri. Yanında sevdiği bir adam istiyor bir kadın, eminim bir erkek de yanında sevdiği kadını arıyordur. Hayatımda başlayan ne varsa bu filmle başlasın bu filmle bitsin istiyorum. Durup durup sigara yaktıracak, durup durup Clint Mansell'in Together We Will Live Forever'ını dinletecek, yapılan herhangi bir aktivitenin arasında kendine boşluklar yaratıp düşündürebilecek bir film bu.

Olmasını istediklerim ve olanlar diye ikiye ayırdığım, kimselerle aslında hiçbir şeyimi paylaşmadığım bu uzun zamanda, bu filmin benimle paylaştıklarını, bana tuttuğu aynanın nasıl da pürüzsüz ve berrak olduğunu nasıl anlatırım... Keşke bir yolu olsaydı.

Artık "olmasını istediklerim" diye bir klasör istemiyorum hayatımda. Ya olsunlar ya da olmasınlar diyorum içimden film bittiğinden beri. Ya olsunlar ya da olmasınlar. Evet.

İçimden akanları nerelere boşaltırım, o "hayat ağacı"ndan kim ne kadar içine akıtmak ister benden çıkanları bilmiyorum da. Kendi çözümsüzlüğüyle boğuşmaya çalışan biri olmaktan da sıkıldım çünkü. Biri çıksa artık "finish it" dese keşke... O biri öyle biri olsa ki sesini bana duyurabilecek kadar güçlü, sesini duyabileceğim kadar benden olsa.

Geçmişimle boğuşmayı bıraktım derken, şimdiler ve geleceklerle uğraşmak zorunda kalmak beni fazlasıyla yoruyormuş onu farkettim az önce de... Uğraşılacaklar listesinden hayatımın bu kadar içinden, "ben"den bir şeylerin olmasını da istemiyorum.

O da artık -ki buraları da okur o; bilir o kendini hatta, şimdilerde olsa, başka yerlere kaymasa. Buralarda yanımda bir yerlerde dursa. Ama her şeyin zamanı var oysa ki... Şimdilere, buralara gelmek için hesap kitap yapmak lazım eskilerle oturup. Bakalım...

Bir gün de bir şeylere feci halde takılıp kalmaktan korkuyorum aynı bazı şeylerden yakın zamanda korktuğum gibi. O korkular şimdilerde bu korkulara yol açtı işte... Biliyor olmak; öngörebiliyor olmak ne kötü bazı görüntüleri; bazı kokuları, tatları önceden hissedebiliyor, algılayabiliyor olmak ne sıkıcı... Ama ne çekici...

Neyse, daha fazla zırvalamadan artık bitireyim ben bugünümü.

Yeni bir günde bana bir film tarafından tutulmuş olan aynanın yalın parlaklığında kararlar diliyorum kendime. O kararları uygulayabilecek irade ve güç aynı zamanda.

İyi geceler.