En son yazdığım Süpersonik yazısından sonra, ertesi gün yani dün oluyor bu sanırım, iPd'um shuffle'daydı kapıdan çıktığımda her zamanki gibi sabah. Günün ilk şarkısı ritüelini başlattığım anda şu şarkıyı gördüm: Supersonic - Jamiroquai. Bir bildiğim varmış demek ki dedim. Sonraki French Teen Idol'la üzerime aldığım hafif giysileri çıkarıp o sıcakta kazak, kaban falan giymiş gibi oldum. Yoluma devam ettim.
Babam biraz kötüymüş. Ona canım sıkıldı bugün. Sırtında bir ağrı varmış, sesi de çok yorgundu. Çok canım sıkılıyor haliyle içten içe.
Onun dışında da bir şey yapmadım pek. Cansei de Ser Sexy'nin yeni albümlerini indirdim dün. Bugün eve geldiğime dinlemeye başladım ama sandım ki ilk dilediğim şarkıları albümün en vasatları. Düşündüm ki albümde en az 3-4 tane eski CSS ayarında şarkı olur. Ama maalesef yokmuş öyle bir şey. Albüm başladı çalmaya v bitti. Arada bir tane aklıma takılan bir şarkı olmadı. Bir defa daha dinlemeye bile isteğim yok. Hayalkırıklığı oldu yani.
Bugünkü baba haberinden sonra kendimi eğlendirmek için Estelle'in Kanye West'le söylediği American Boy'u dinliyorum. Videosunu bile indirdim şarkıyı tek bulamayacağımı düşünüp. Dışarı çıkasım da olmadığından Nada'daymışım hissi yaratıyor arada. Bu şarkıyı duymadığım bir gece geçirmedim orada tabii ondandır.
Güneşin enerjimi sömürdüğü ve yok ettiği günlerdeyiz maalesef. Elimi kolumu kaldıracak halim olmuyor çok zaman. Bugün Starbucks'ta birilerini beklerken de hafiften yağan yağmur biraz olsun rahatlattı ama öyle bir yağmur lazım ki ruh halimi düzeltmeye ancak Sonbahar veya İlkbahar'da görülebilecek türden masif olmalı.
Moleskine'lerimden biri de arkadaşlarım akıllarına gelen saçma veya ciddi şeyleri yazsınlar ve benimle paylaşsınlar diye yanımda geziniyordu. Bugün birisi oraya bir şeyler yazdı. O kadar bendi ki yazdıkları, okurken "ben yazsam bu kadar olmazdı" dedim. Sonra da yazanı düşündüm. Kim ki o zaten dedim. Gülümsedim.
Günün sonunda hiçbir şey yapmamış olduğumu farkettiğim zamanlardayım. Onun dışında 60 koruma faktörlü güneş kreminden aşağısının kurtarmadığı bugünlerde bir şeyler değişiyor, değişmiyor. Can sıkıntısı hep aynı kalıyor; American Boy bile kurtaramıyor bazı anları. Sonra D.'yi açıyorum. Öyle bir uyumlanıyorum ki lanet olasıca şarkıya, bu benim gizli şarkım olsun istiyorum. Burada kimseyle paylaşmayayım. Kendi kendime söyleyeyim, dinleyeyim. Last.fm'de bile görünmesin diye şarkının klibini indirdim. O kadar bana ait olsun istiyorum. İyi de yapıyorum.
Sonra aklıma şu halimde kalmak için, başkalarını yanıma almamak için ne kadar uğraştığım geliyor. Nasıl da çabalıyorum diye şöyle bir düşününce şaşırıyorum bu kadar gayretli oluşuma. Hayatımda az şeye karşı bu kadar gayret göstermişimdir. Bu kadar yabani davranabiliyor oluşuma şaşırıyorum. Ne zaman bu kadar kabuk bağladı derim? Cevap buluyorum ama sesli söylemek istemeyeceğim kadar derinlere itmiş olmalıyım bu tür cevapları ve nedenleri.
Artık susayım diyorum. Her şey yerli yerinde olsaydı veya her şey tam tersi bir dağınıklık içinde olsaydı susamazdım biliyorum. İkisi arasında arafta kalmış, asılı duruyorum. Bu halimden hiç hoşlanmıyorum.
css etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
css etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazar, Haziran 29, 2008
Cuma, Mart 14, 2008
"All the blogs are about you, girl"
Pek keyfim yoktu bugün. Sabah sabah kalkıp, yatakta bir saat boyunca tonla şey düşünmemden belliydi zaten bugünün böyle geçeceği. Sonra kalkıp birkaç saat boyunca ne yapacağımı bilemez halde oturdum evde. Dışarı çıkıp dolandım. Kahve içecektim sözde tek başıma elimde gazeteyle keyif yapacaktım güya ama onu bile istemedim. Alışveriş yaptım markete girip. Çok alakasız bir sürü şey aldım. Kendimi artık yüz yıllık evli ve artık bıkkınlıktan ne yapacağını şaşırmış biri gibi hissettim. Hani onlar da alışverişe verir ya kendini. Hayatta almadıkları, yemedikleri şeyleri sepetlerine doldururken nasıl bir tatmin yaşarlar anladım bugün sanırım.
Eve geldim. Akşama D.'a sürpriz yapacaktım. Günün eğlencesi o zaman başlayacaktı. Evde sürpriz bir doğumgünü pastası hazırlayacaktım ona. Bana geldiğinde çilekli frambuazlı bir yaş pasta ile karşılayacaktım onu. Oradan da Minna'sa gidecektik. Ama o da olmadı. Tam da pasta malzemelerini tezgaha sıralarken ondan aldığım "hastayım ben" temalı ve üzgün smileylerle dolu mesajına hiç şaşırmadım. Zaten bugünün güzel bir yanının olabileceğini düşünmüyordum. Şu sıralarda uzun zamandır gitmediğim Minna'sta olsaydım da nasıl oldu da burdayım diye şaşkın şaşkın şarkı söylüyor olurdum herhalde.
Velhasıl böyle anlamsız bir günün sonunda ben biraz da olsa iyileştiren Black Kids diye bir grup oldu (speşıl tenks tu Muzo). Son iki gündür dinliyorum. Ben pek sevdim. Sizi de sevin diye tam buraya davet ediyorum. Geçen sene Cansei de Ser Sexy ile tanıştığımda hissettiğim heyecanı ve olumlu hisleri bana tekrardan yaşattı bu grup. Sayelerinde zıpzıp şarkıları hayatıma almaya başladım bu sene aynen geçen sene CSS ile başladığım gibi. Gerçi CSS ile hayatıma adım atan başka bir şey sayesinde son birkaç senedir yaşadığım tüm mutlu anların toplamını ikiye, üçe katlayacak ölçüde sinir, stres, üzüntü ve kötü hisler silsilesiyle uğraşmak durumunda kaldım ama olsun. Artık dinlemesem de hala sevmekteyim o grubu da.
Neyse... O halde neymiş: Eğlenmek isteyenler Black Kids dinlesinmiş. Ve hatta The Ting Tings'e de bulaşılabilir gayet. O da hemen burada. Ama yok eğer "Ben bunalım bunalım takılacağım. Bahar da neymiş, daha bugün kar yağdı buralara" (gerçekten yağdı ve günümün tek güzel zamanı o karda kulağımda Ef ile gezindiğim vakitlerdi) diyorsanız sizi Ef'e davet etmeliyim. Kapı açık, girebilirsiniz. Yeter bu kadar müzik!
Bir süredir sigara içmiyordum. Son iki gündür içiyorum neden tekrar başladımsa artık. İhtiyaç hissetmediğim halde kendimi bunu içmeye zorluyor olmam gibi abuk bir durum söz konusu. Neden hayatımda herhangi bir değişiklik yapmam için benim dışımdaki nedenlere ihtiyaç duyuyorum onu merak ediyorum bazen. Öyle merak ediyorum ki, bir yandan bu saçma yazıyı yazıyorum, diğer yandan da gözüm arada Will & Grace'e kayıyor. O derece ilgiliyim bu konuyla.
Bir de alakasız olarak, geçen gün sorulduğunda aklıma geldi. Unutmadan yazayım buraya dedim. Bir aktris beni oynayacak olsaydı bir filmde bu Charlotte Rampling olurmuş. Düşünmeden cevap verdim. İlginç geldi bu seçimim.
İyi geceler.
Eve geldim. Akşama D.'a sürpriz yapacaktım. Günün eğlencesi o zaman başlayacaktı. Evde sürpriz bir doğumgünü pastası hazırlayacaktım ona. Bana geldiğinde çilekli frambuazlı bir yaş pasta ile karşılayacaktım onu. Oradan da Minna'sa gidecektik. Ama o da olmadı. Tam da pasta malzemelerini tezgaha sıralarken ondan aldığım "hastayım ben" temalı ve üzgün smileylerle dolu mesajına hiç şaşırmadım. Zaten bugünün güzel bir yanının olabileceğini düşünmüyordum. Şu sıralarda uzun zamandır gitmediğim Minna'sta olsaydım da nasıl oldu da burdayım diye şaşkın şaşkın şarkı söylüyor olurdum herhalde.
Velhasıl böyle anlamsız bir günün sonunda ben biraz da olsa iyileştiren Black Kids diye bir grup oldu (speşıl tenks tu Muzo). Son iki gündür dinliyorum. Ben pek sevdim. Sizi de sevin diye tam buraya davet ediyorum. Geçen sene Cansei de Ser Sexy ile tanıştığımda hissettiğim heyecanı ve olumlu hisleri bana tekrardan yaşattı bu grup. Sayelerinde zıpzıp şarkıları hayatıma almaya başladım bu sene aynen geçen sene CSS ile başladığım gibi. Gerçi CSS ile hayatıma adım atan başka bir şey sayesinde son birkaç senedir yaşadığım tüm mutlu anların toplamını ikiye, üçe katlayacak ölçüde sinir, stres, üzüntü ve kötü hisler silsilesiyle uğraşmak durumunda kaldım ama olsun. Artık dinlemesem de hala sevmekteyim o grubu da.
Neyse... O halde neymiş: Eğlenmek isteyenler Black Kids dinlesinmiş. Ve hatta The Ting Tings'e de bulaşılabilir gayet. O da hemen burada. Ama yok eğer "Ben bunalım bunalım takılacağım. Bahar da neymiş, daha bugün kar yağdı buralara" (gerçekten yağdı ve günümün tek güzel zamanı o karda kulağımda Ef ile gezindiğim vakitlerdi) diyorsanız sizi Ef'e davet etmeliyim. Kapı açık, girebilirsiniz. Yeter bu kadar müzik!
Bir süredir sigara içmiyordum. Son iki gündür içiyorum neden tekrar başladımsa artık. İhtiyaç hissetmediğim halde kendimi bunu içmeye zorluyor olmam gibi abuk bir durum söz konusu. Neden hayatımda herhangi bir değişiklik yapmam için benim dışımdaki nedenlere ihtiyaç duyuyorum onu merak ediyorum bazen. Öyle merak ediyorum ki, bir yandan bu saçma yazıyı yazıyorum, diğer yandan da gözüm arada Will & Grace'e kayıyor. O derece ilgiliyim bu konuyla.
Bir de alakasız olarak, geçen gün sorulduğunda aklıma geldi. Unutmadan yazayım buraya dedim. Bir aktris beni oynayacak olsaydı bir filmde bu Charlotte Rampling olurmuş. Düşünmeden cevap verdim. İlginç geldi bu seçimim.
İyi geceler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
