Pitchfork'ta az önce Mogwai'nin The Hawk Is Howling'ine yapılan review'ı okudum. Kendileri utanmadan Sigur Ròs'un son albümüne 7.5 verip, bu albüme 4.5'u uygun görmüşler. Sürekli öngörülebilir olmak ve fazla bilinçli müzik yapmakla suçlamışlar grubu da. Bok yesinler.
Onun dışında bugün bugün alakasız olarak, sabah 4,6'lık br deprem yaşamışız ve fakat ben duşta olduğum için hissetmemişim. Annem arayıp söylemeseydi farkına bile varmayacaktım.
Gün boyu dingin müzikler dinledim bugün sanırım. Sabah sakin sakin yapılan bir kahvaltı, gerçek renklerin şimdiden soluk gün ışığıyla aydınlanması, sonra Rachel's... Şimdiyse Ólafur Arnalds ki kendisini çok kişiden duyup bir türlü dinleyememiştim. Uyumadan önce terapi niyetine iyi gelebilen bir müziği varmış.
Bugün derste as if, as though diye anlatırken, kredi kartlarıyla insanların daha çok parası varmış gibi yaşamalarıyla ilgili bir örnek cümle kuruverdim. Ders sonrasında da kendi kendime birçok insanın bu yüzden şizofren hayatlar sürdürdüğünü düşündüm. Tam o esnada Fake Plastic Trees'i uygun gördü iPod'um. Sağolsun kendisi hal hatırdan anlıyor bilindiği üzere.
Ayça dün bana artık duvarlarım olmadığını birkaç soruyla kanıtladı. Bunu da farkına varmadan verdiğim cevaplarla kanıtlamış olması pek harika oldu hatta. Çok yol katetmişim çok zamanda. Sindirerek yaşanan mutluluk da acı da bu dünyada başka bir denkliğe sahip değil herhalde. İyi ki olduğum gibi bir insanım diye düşündüm bugün. Bunu hala ara ara düşünebiliyor olduğum için güldüm kendime bir de.
Yarına kadar güzel rüyalar görmek dışında hiçbir şey istemiyorum. Yarınsa sanırım kendi halinde ilerleyen hayatımı bir boş günde ne kadar aktivite varsa yaparak geçireceğim. İnsanı dış dünyada oraya buraya harcanan enerji kadar sağlıklı kılan başka bir şey yok sanırım. İyi geceler.
the hawk is howling etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
the hawk is howling etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çarşamba, Eylül 24, 2008
Pazartesi, Eylül 15, 2008
"DVNO, four capital letters"
Geçen haftanın bir gelişmesi de, Reset Magazin adlı oluşumda yazmaya başlamamdı sanırım. Ama hhaftasonunun yoğunluğu içinde arada kaynayıp gitmiş. İlk yazımı Mogwai - The Hawk Is Howling üzerine yazdım. Bu hafta başka bir yazıyı daha yollamam lazım. Hazır zaten, sadece birkaç gün daha bekletip, içim rahat etsin istiyorum. İsteyen gidip bakabilir buradan.
Yine The Walkmen ve Justice ile kulaklarımı beslediğim bir akşam geçirdim. Yarına belki Ma gelecek. Pink Elephant'larımı da getirecek umudediyorum ki. Bu hafta yine yoğun ama o gelirse daha eğlenceli geçeceğe benziyor. Hatta aynen bu arkı ve klibi gibi keyifli zamanlar geçirmeyi umuyorum. Çok şey umuyorum. Hmm...
Yine The Walkmen ve Justice ile kulaklarımı beslediğim bir akşam geçirdim. Yarına belki Ma gelecek. Pink Elephant'larımı da getirecek umudediyorum ki. Bu hafta yine yoğun ama o gelirse daha eğlenceli geçeceğe benziyor. Hatta aynen bu arkı ve klibi gibi keyifli zamanlar geçirmeyi umuyorum. Çok şey umuyorum. Hmm...
Etiketler:
dvno,
justice,
ma,
mogwai,
pink elephant,
reset magazin,
the hawk is howling,
the walkmen
Cumartesi, Ağustos 30, 2008
The Precipice
Korkuyorum birçok şeyden. Olasılıklardan... Oldukları zaman kendimi kaybetmekten. Olduklarında ne yapacağımı bilememekten. Olduklarında delice mutlu olmaktan veya olamamaktan.
Tüm gece eğlenirken bir yandan da insanların çift olarak uyumlu görünmeleri gerektiğine ve bu uyumla birlikte gelen belli bir seviyede cool görünmeye ihtiyacı olduğuna kanaat getirdim. Düzgün cümle kuramamaktayım zira şu anda başım dönüyor ama yine de korktuğumu hissedecek kadar kendimdeyim. Mogwai sağolsun, soğuk duş etkisi görebiliyor bazen. Günde iki kez dinlediğimde son albümü, iki kez duş almış gibi hisedebiliyorum mesela. Soğuk bir duştan sonraki sulu sepken halime dönüşebiliyorum bazen.
Sonra übercool yaratık var bir tane. Kendisi Nada civarlarında benim gibi oradan oraya zıplamakta. Ama übercool Devendra tabii. He's the property of D. ve bugün kendisi benden birkaç kez bir şeyler isteyip, benimle çok kez göz göze geldi. Hatta ne zaman baksam bir şekilde bana bakar haldeydi. Daha çok korkar hale gelirim sanıyordum böyle durumlarda ama beni korkutan şeyler daha farklı şeyler. Saçmalamayayım bu halimle daha fazla.
Bazen kendi içimde bulunduğum durumdan soyutlanıp başka birinin ruh halini anlamak, satıraralarında saklanmış olan defektlerini bulmak o kadar zorlaşıyor ki kimseyle tek kelime konuşmayayım istiyorum çünkü konuşmak o insanla kendini bütünleştirmek demek benim için. O yüzden zamanında birkaç ay boyunca hiç gitmediğim yerlerde dolaşmışım gibi hissetmişliğim bile oldu. Sonra hiç gitmediğim bir yere karşı sevimsiz hislerle kalakaldım gerçi. O orada yaşarken ben de onunla yaşıyordum. O bütünleşmişlik hissi ne kadar güzelse aynı oranda korkutucu işte. Şimdi istemiyorum öyle korkunç şeyler. Dolabımdan Monsters Inc. yaratıkları fırlamasın. Herşey son zamanlardaki saçmalığı, gözden çıkarılmışlığı, umursanmamışlığı ile devam etsin. Taa ki artık merdivenden inerken dinlenen ve saçma sapan dansedilen Getting jiggy with it gibi gerizekalı şarkıların karmasını temizleme ihtiyacı hissetmeyene kadar.
We Can Have It dinlerken Cardinal Melon'uma buz kırmaya çalıştığım ve şarkıyı gülümseyerek dinlediğim o günkü kadar sıradan bir hayat diliyorum kendime. Öyle büyük heyecanlar ve saçma sapan, sonradan oramı buramı incitecek ve hatta tabiri caizse ağzıma sıçacak hisler içinde kalmayayım yeter ki. We Can Have It denen şarkıyı hayatıma sokan sayın Ma... Size sesleniyorum. İçime yerleştirdiğiniz gibi çıkarınız şu şarkıyı hayatımdan zira ölebilirim kan kaybından.
İyi geceler.
Tüm gece eğlenirken bir yandan da insanların çift olarak uyumlu görünmeleri gerektiğine ve bu uyumla birlikte gelen belli bir seviyede cool görünmeye ihtiyacı olduğuna kanaat getirdim. Düzgün cümle kuramamaktayım zira şu anda başım dönüyor ama yine de korktuğumu hissedecek kadar kendimdeyim. Mogwai sağolsun, soğuk duş etkisi görebiliyor bazen. Günde iki kez dinlediğimde son albümü, iki kez duş almış gibi hisedebiliyorum mesela. Soğuk bir duştan sonraki sulu sepken halime dönüşebiliyorum bazen.
Sonra übercool yaratık var bir tane. Kendisi Nada civarlarında benim gibi oradan oraya zıplamakta. Ama übercool Devendra tabii. He's the property of D. ve bugün kendisi benden birkaç kez bir şeyler isteyip, benimle çok kez göz göze geldi. Hatta ne zaman baksam bir şekilde bana bakar haldeydi. Daha çok korkar hale gelirim sanıyordum böyle durumlarda ama beni korkutan şeyler daha farklı şeyler. Saçmalamayayım bu halimle daha fazla.
Bazen kendi içimde bulunduğum durumdan soyutlanıp başka birinin ruh halini anlamak, satıraralarında saklanmış olan defektlerini bulmak o kadar zorlaşıyor ki kimseyle tek kelime konuşmayayım istiyorum çünkü konuşmak o insanla kendini bütünleştirmek demek benim için. O yüzden zamanında birkaç ay boyunca hiç gitmediğim yerlerde dolaşmışım gibi hissetmişliğim bile oldu. Sonra hiç gitmediğim bir yere karşı sevimsiz hislerle kalakaldım gerçi. O orada yaşarken ben de onunla yaşıyordum. O bütünleşmişlik hissi ne kadar güzelse aynı oranda korkutucu işte. Şimdi istemiyorum öyle korkunç şeyler. Dolabımdan Monsters Inc. yaratıkları fırlamasın. Herşey son zamanlardaki saçmalığı, gözden çıkarılmışlığı, umursanmamışlığı ile devam etsin. Taa ki artık merdivenden inerken dinlenen ve saçma sapan dansedilen Getting jiggy with it gibi gerizekalı şarkıların karmasını temizleme ihtiyacı hissetmeyene kadar.
We Can Have It dinlerken Cardinal Melon'uma buz kırmaya çalıştığım ve şarkıyı gülümseyerek dinlediğim o günkü kadar sıradan bir hayat diliyorum kendime. Öyle büyük heyecanlar ve saçma sapan, sonradan oramı buramı incitecek ve hatta tabiri caizse ağzıma sıçacak hisler içinde kalmayayım yeter ki. We Can Have It denen şarkıyı hayatıma sokan sayın Ma... Size sesleniyorum. İçime yerleştirdiğiniz gibi çıkarınız şu şarkıyı hayatımdan zira ölebilirim kan kaybından.
İyi geceler.
Etiketler:
devendra banhart,
getting jiggy with it,
ma,
mogwai,
nada,
saçmalamak,
the hawk is howling,
the precipice,
we can have it
Pazartesi, Ağustos 25, 2008
Mogwai - The Hawk is Howling
Sözlüğe şöyle bir şeyler yazdım Mogwai'nin The Hawk is Howling albümü üzerine. Limbo-Pillow'un'ki kadar kapsamlı olmasa da şöyle dedim:
"mesela senenin bu zamana kadar dinlendiğinde tam puan alabilen tek albümü diyebiliriz bu albüme diye düşündük biz*. sigur ròs aşığı bir insan olarak onların ismini hala bilmediğim ve sadece bir kere dinleyip bir köşeye fırlatıp üvey evlat muamelesi yaptığım, beklentilerime kocaman bir hayalkırıklığıyla karşılık vermiş son albümlerinin ağzımda bıraktığı kötü tattan sonra bu albüm bana güzel sözlerle buyur edildiğinde kendimi beklentilerimi daha aşağılara çekmem yönünde telkin ettim. ama zaten önceden etrafta dolanan ep'lerindeki birkaç şarkıyı dinleyip epeyce yükselmiş olan o çıtayı indirmek albümün bana gelişi sırasında pek mümkün olamadı ve bastıramadığım heyecanımla ilk şarkıdan itibaren zevkten dört köşe bir halde, hayalkırıklığından çok çok uzaklarda tüketiyor olduğum albüm oldu the hawk is howling.
öncelikle kabul edelim mogwai hepimizin hayatında 50 derece sıcakta kavrulduğumuz yaz günlerinde klimasız yerlerde çektiğimiz azap gibi, acı duyduğumuz yerlere ait etiketlerin üzerinde yazan isimlerden biriydi. yine aynı sıcakların bunalttığı günlerden olan bugün bu albümü dinlerken artık o karanlıkların içinde kaybolmak bir yana, grubun liderliğinde şarkıların içinde bir o yana bir bu yana gidilebildiğini farkettim. evet yine içinizi acıtıyor bazı şarkılar. örneğin albümde ilk seferde beni en çok etkileyen i love you and i'm going to blow up your school, killing all the flies'ın dikkatlice ve tane tane çıkılan basamaklarına sahip. şarkıyla başladığınız bu basamaklı yolculukta daha ilk adımlardan anlıyorsunuz çıktığınız yerden sizi, olanca gücüyle itekleyecek olan bir ses yoğunluğuyla karşılaşacağınızı. ama aynı albümün içinde the album leaf albümünden çıkabilecek kadar naif ve fakat mogwai'nin ustalıkla post-rock denen sınırları çizilmemiş bu janrın aslında sınırsız olabileceğini bize kanıtlayacak şarkısı the sun smells too loud bir anda düşülen yerden sizi kaldırabilecek ve en tepelere koyup sizi yatağınızda huzurlu uykulara daldırabilecek güçte. bu yüzden de albümdeki şarkılar birbirlerinden farklılık göstermekte. sanki hiçbiri birbirine benzemiyor ve önceki mogwai albümlerindeki o tuğlamsı bütünlük hissinden daha çok, şarkıların ayrı ayrı limitsiz bir alanda oraya buraya saçılan ama bulundukları noktalar birbirine bağlanınca altın oranı verecek kadar iyi bir bütünlükte bir albüm yarattığını söylersem abartmış olmam diye düşünmekteyim.
mogwai kendi janrı içinde bu janrı sınırsız kılabilen ve giderek daha da ustalaşan tek grup sanırım. dinleyiniz. itinayla ve defalarca."
"mesela senenin bu zamana kadar dinlendiğinde tam puan alabilen tek albümü diyebiliriz bu albüme diye düşündük biz*. sigur ròs aşığı bir insan olarak onların ismini hala bilmediğim ve sadece bir kere dinleyip bir köşeye fırlatıp üvey evlat muamelesi yaptığım, beklentilerime kocaman bir hayalkırıklığıyla karşılık vermiş son albümlerinin ağzımda bıraktığı kötü tattan sonra bu albüm bana güzel sözlerle buyur edildiğinde kendimi beklentilerimi daha aşağılara çekmem yönünde telkin ettim. ama zaten önceden etrafta dolanan ep'lerindeki birkaç şarkıyı dinleyip epeyce yükselmiş olan o çıtayı indirmek albümün bana gelişi sırasında pek mümkün olamadı ve bastıramadığım heyecanımla ilk şarkıdan itibaren zevkten dört köşe bir halde, hayalkırıklığından çok çok uzaklarda tüketiyor olduğum albüm oldu the hawk is howling.
öncelikle kabul edelim mogwai hepimizin hayatında 50 derece sıcakta kavrulduğumuz yaz günlerinde klimasız yerlerde çektiğimiz azap gibi, acı duyduğumuz yerlere ait etiketlerin üzerinde yazan isimlerden biriydi. yine aynı sıcakların bunalttığı günlerden olan bugün bu albümü dinlerken artık o karanlıkların içinde kaybolmak bir yana, grubun liderliğinde şarkıların içinde bir o yana bir bu yana gidilebildiğini farkettim. evet yine içinizi acıtıyor bazı şarkılar. örneğin albümde ilk seferde beni en çok etkileyen i love you and i'm going to blow up your school, killing all the flies'ın dikkatlice ve tane tane çıkılan basamaklarına sahip. şarkıyla başladığınız bu basamaklı yolculukta daha ilk adımlardan anlıyorsunuz çıktığınız yerden sizi, olanca gücüyle itekleyecek olan bir ses yoğunluğuyla karşılaşacağınızı. ama aynı albümün içinde the album leaf albümünden çıkabilecek kadar naif ve fakat mogwai'nin ustalıkla post-rock denen sınırları çizilmemiş bu janrın aslında sınırsız olabileceğini bize kanıtlayacak şarkısı the sun smells too loud bir anda düşülen yerden sizi kaldırabilecek ve en tepelere koyup sizi yatağınızda huzurlu uykulara daldırabilecek güçte. bu yüzden de albümdeki şarkılar birbirlerinden farklılık göstermekte. sanki hiçbiri birbirine benzemiyor ve önceki mogwai albümlerindeki o tuğlamsı bütünlük hissinden daha çok, şarkıların ayrı ayrı limitsiz bir alanda oraya buraya saçılan ama bulundukları noktalar birbirine bağlanınca altın oranı verecek kadar iyi bir bütünlükte bir albüm yarattığını söylersem abartmış olmam diye düşünmekteyim.
mogwai kendi janrı içinde bu janrı sınırsız kılabilen ve giderek daha da ustalaşan tek grup sanırım. dinleyiniz. itinayla ve defalarca."
Etiketler:
mogwai,
the hawk is howling
Mogwai'ye gidip gelememek üzerine...
Mogwai dinliyorum yastık kardeşim sayesinde. Kendisi ilk benimle paylaştığı bu albümle beni Sigur Ròs'un huhdfsdf dsfıosdfuıs dsfjkhsdkjfhs (!) adlı son albüm faciasından sonra (evet kişisel tarihimde bir faciaydı, bu kadar büyük beklenti ve bu kadar ne idüğü belirsiz bir albüm) epeyce ihya etti. Kendisi zaten güzel bir yazı yazıyordu en son albümle ilgili. Önce ona bakın yan taraftan bence. Ondan sonra bir ara ben de yazacağım bu muhteşem albümle ilgili mutlaka. Bakarsınız belki.
Onun dışında sakin sakin, hiçbir yerimi yara bere içinde bırakmayıp, kendiliğinden ilerleyen hayatımla epeyce uyumlu bir halde yaşamaktayım son birkaç haftadır olduğu gibi. Senkronizasyon denen şeyin doğasının ne kadar güzel ve muhteşem bir şey olduğunun gittikçe daha çok farkına varıyorum. Mogwai dinlerken aklıma başka bir şey getiremiyorum. Susuyorum.
Onun dışında sakin sakin, hiçbir yerimi yara bere içinde bırakmayıp, kendiliğinden ilerleyen hayatımla epeyce uyumlu bir halde yaşamaktayım son birkaç haftadır olduğu gibi. Senkronizasyon denen şeyin doğasının ne kadar güzel ve muhteşem bir şey olduğunun gittikçe daha çok farkına varıyorum. Mogwai dinlerken aklıma başka bir şey getiremiyorum. Susuyorum.
Etiketler:
limbopillow,
mogwai,
the hawk is howling
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
