beach house etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beach house etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Şubat 06, 2010

Moderat & Beach House

Reset'te geçen yaz yaptığım Moderat röportajım gecikmeli de olsa tam burada.

Bir de Beach House vardı ya hani, yazacaktım. Yazdım sözümde durup, ki bu bugünlerde çok şaşırılası bir şey. O da şurada.

Salı, Şubat 02, 2010

Beach House @Pitchfork: Forkcast "Norway"

"Ha ha ha" korosu ve Beach House.

"Norway"

"You know, you know, we belong by the stream, to the dawn"

Uzuuunca bir süre buralara yine uğramadım ama hissediyorum ki yazacak şeyler birikiyor. Bir süredir ketum ketum hayatıma devam etme sebebim, zaten buralara yansıttığım zaman bazı şeylerin her nedense anlamını yitirmesi oluyor ki bunu istemiyorum. Yaşadığım her şey öyle değerli geliyor ki, uzun süredir aklımın köşesinden geçmeyecek kadar hoş hislerin etrafımı sardığı bu dönemi an an, tek tek, içi pamuklarla doldurulmuş kutularda saklamak istiyorum. Bazı anlar var ki onlar daha değerli. Onlar için ayrı uygulamalarım var ama bundan bahsetmeyelim şimdi.

Eh peki neyden bahsedelim? Onu da bilemiyorum. Hayatımın önemli bir kısmını oluşturan müzik konusunda pek iştahlı olmadığım bir dönemi geride bıraktığımı düşünüyorum. Aslında şu anda Beach House'un Teen Dream'ini review etmem gerekiyor ama buralarda kafamı toplayana kadar alıştırma yapıyorum.

Artık bazı defterleri de atmam gerektiğini fark ettim az önce de. Eskiye dair çok sevilen insanlara yazılan yazılar yazıldığı anda o güzelliği dillendirmekten mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama her şeyi bir anda yerle bir edebiliyor. Şimdi çok sevilene bir şeyler yazmak o kadar korkutuyor ki... Ona yollanmayacak veya daha sonradan gösterilmesi için tutulan hiçbir defterim olmasın. Ya her şey anında ona gösterilsin, okutulsun, ya da hiç yazılmadan dursun öyle, yeri geldiğinde kullanılsın istiyorum. Nasıl ki sürekli kendimi eleştirerek içimde tuttuğum o olumsuz his kütlesinin yapısını bozarak kendimi rahatlatıyor ve anlamsızlaşana ve ben sıkılana kadar mıncıklayıp, şekilsiz amorf bir kütleye dönüştürüyorum, aynısını olumlu his yumakları için de yapabildiğimi fark etmiş bulunmaktayım. Ne kadar fazla söz, ifade ve "o"na iletilmemiş yazı, o kadar üzüntü, o kadar yapıbozumu, o kadar anlamsızlık ve sonrasında gelen hayal kırıklığı demek benim için.

Öte yandan şu anda yine dinlemeye başladığım Teen Dream ise beni Beach House'u ilk duyduğum ve dinleyip çok da kendime eklemlendiremediğim zamanları hatırlatıyor. Aslında grubun Devotion'dan bu yana yaptıkları köklü bir değişiklik olmamasına rağmen, benim onları bu kadar içime sığdıramamam belki de biraz da kişisel sebeplere dayanıyor. Ya tamam en azından bir kısmı kişisel diyelim. Bir de o dönemde bir Besnard Lakes vardı... Hala da varlar. Her dinlediğimde tüylerimi diken diken eden o şarkılarıyla bana garip zamanları hatırlatıyorlar. Sanırım o yüzden ben Besnard Lakes'le sürekli bir karşılaştırma yapma gereği hissediyorum grubu. Ayrıca ikisinin de isimlerinin iki kelimeden oluşup aynı harf ile başlaması hiç de yabana atılacak bir benzerlik değil bence. Neyse, işte taa o ilk kez Devotion kulağıma çalındığındaki ruh halim Beach House'un o hayalci, pembe bulutlu köpük dünyasının içinde kendine yer bulamadı. Devotion'ın kapısından içeri girdiğim gibi kendime oturacak bir yer aramıştım en rahatsızından, ama maalesef yeteri kadar rahatsızı yoktu. Aksine sıcacık ufak bir oda, birbirini seven insanlar, yanaklarındaki mutluluk emaresi solgun bir pembenin ardından şarkılar mırıldanıyorlardı. Şömineyi de unutmamak lazım. Bana da rahat bir koltuk düşmüştü ama benim istediğim bir Schiele figürü gibi beni huzursuz ve "köşeli" pozisyonlara sokabilecek yamuk iskemlelerdi en fazla. İçim daha fazla huzuru kaldıramayınca, birkaç şarkı dinleyip çıkmıştım. Kendimi kapı komşuları Besnard Lakes'e atmıştım da, onlar istediğim türden bir konforsuzluğu tedarik etmişlerdi bana.

Geçen seneydi, Beach House gözüme bir güzel göründü bir güzel göründü sormayın. Birkaç kez üst üste şarkılarını dinleyince, "canım" falan demeye başladım hatta. Onlar da iyi insanlar, hiç surat asmadan beni yeniden aralarına aldılar. Sonra bir haber geldi, bizimkiler ilk gençlik rüyaları görmeye başlamışlar. Bu rüyaları sabah uyandıklarında hiç üşenmeyip defterlerine yazmışlar, yorumlar yapmışlar. Sonra da başkalarına anlatalım, belki onlar bir anlam verirler diye şarkı haline getirip albüm çıkarmışlar. Dinlemeye başladığım anda pek sevdim ben de. Hemen aradım, bazı rüyalar üzerine yorumlar yaptım. Çaktırmadan mutlu görünen şarkıların ardındaki sözleri eşeledim, içlerinden çıkan garip görünümlü yaratıkları kovaladım. Ortaya çıkan sonuçtan da umuyorum ki bugün bir yazı yazacağım.

Artık daha fazla erteleyemeyeceğim bir review beni beklemekte o yüzden biz (Beach House ve ben) size sevgiler diliyoruz ves onra tekrar görüşmek üzere diyoruz.

Cumartesi, Nisan 25, 2009

Beach House by Black Cab Sessions

Sarıp sarmalamak isteği, zamanında ilk dinlediğimde çok da sevmeyişime şaşırmak, salak olduğunu bilmek ve sevdiğim her şeyin üzerine basıp geçmekten vazgeçmek istemek. Mekmakmekmak.

Çarşamba, Mart 18, 2009

Sus bi!

Bugün, yani aslında az önce, can sıkıntısından kendi kendime bir şeyler kaydettim. Nadiren yapıyorum bunu. Şarkılar söyleyip en dandik şekilde kaydediyorum. Hatta ve hatta arkadan şarkıyı söyleyenin sesi bile duyuluyor, o kadar profesyonelim anlayacağınız. Bu seferkini buraya da eklemek istedim ki aman eksik kalmayın. Çok çılgın bir şey değil. Hatta dinlenmeye pek değmez ama olsun yine de gazinocular kralı beni bir gün bulacak inanıyorum. Kendisinin blog blog gezdiğine dair duyumlar aldığımdan beri pek heyecanlıyım açıkçası.

Neyse susuyorum artık ve böyle bir saçmalığı kapatabilecek bir Beach House cover'ı ekliyorum. Queen'in şarkısıymış Play The Game ama ben orijinalini hiç dinlemedim. Beach House halini dinledikten sonra merak edip de dinleyeceğimi sanıyorum da. Tamam ya, sustum.

divina - Gone Away (My Brightest Diamond'un dayanılmaz cover'ı bu, evet)

Beach House - Play The Game (Cover diye buna denir, ne o öyle)

Salı, Kasım 18, 2008

"used to be..."

Önce bu yazıyı okumayı bitirene kadar şunların çaresine bakınız: Beach House - Used To Be ve Apple Orchard. Bana soracak olursanız ikisi birbirinden güzel ama Apple Orchard bir elma sapı mesafesiyle daha güzel olarak bitiriyor yarışı. Tamam şimdi oldu.

Evdeyim, ev temizlenmeyi bekliyor. Temizlikten sonra belki U.'u çağıracağım, belki de iki cadde ötemdeki Starbucks'a oturacağım ve kitabıma başlayacağım.

Sigara içmiyorum birkaç gündür. Daha doğrusu günde belki bir taneye indirdim. Sabah kalktığımda akciğerimin üzerinde bir sis bulutu varmış da, ben yataktan kalkarken, o o buluta takılıp yatağımda kalıyormuş hissi yavaş yavaş geçiyor. Burnum kokuları daha keskin alıyor. Aklımın bu aralar ulaştığı netlik derecesine eşit temizlikte bir akciğere sahip olmak için her şeyi yaparım.

Bu haftaiçi İstanbul'a gitme gibi planlar yapayım diyordum. Bu hafta olmayacak gibi bu ama haftaya orada olabilirim. Rüüü!

Low dinlemeye başladım. Epey eskiden Herman'ın bana hazırladığı onlarca dvd'lik müziğin içinden seçip dinlemiştim bir gün oturup. O günden beri kulak vermemiştim kendilerine. Beğendiğimi anımsıyordum ama o kadardı. O kadar da çok yeni isim vardı ki o dvd'lerde, hangisine bakacağımı şaşırmıştım o dönem. Sonra birkaç kişi "dinleee" diye üsteleyince dün gece bu duruma bir el attım ve başladım. Durum iç açıcı. Çok sevdiğim sevgilimi onu görmediğim bir sürenin sonunda gittiği yerden karşılarken alabileceğim o dingin ama heyecanlı mutluluk doluştu içimde. Yazarım ara ara onlarla ilgili.

Hava çok güzel. Odaya kahverengi bir ton hakim. Toprak kokusu kapalı camların, pencerelerin ardından bile alınıyor. Seviyorum.