2007 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2007 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Nisan 30, 2008

"May, June, July, I count the time"

Bugün küçük afacan çocuklar gibi komik giyindim. Kendimi sokakta savaş oyunları falan oynayacak olan bir erkek çocuğuna benzettim. Kulağımda da Liars'ın Mr. You're On Fire Mr.'ı vardı. Hoplayıp zıplamak istedim delice. Sonraysa derslerle ilgili bir şeylere canım sıkıldı. Çok huysuzluk yaptım; hırladım her gördüğüme. Diş gösterdim bol bol. Sonraysa tüm sinirimi A. ile feminizm ve pozitif ayrımcılık konularındaki görüşlerimi paylaşarak üzerimden attım. Kadınların kendilerine verilmiş olan ve erkeklerde bulunmayan doğurganlık özelliklerinin farkına varmasının gerekliliği ve bunu bir türlü kapanmayan ve sevilmeyen bir yara veya kötü bir hastalık sonrası oluşan bir maraz gibi görmelerinden nefret ettiğimi farkettim yine. Erkek dünyası dedikleri şeyi eleştirirken sahip olmaya çalıştıkları ve yücelttikleri şeylerin o erkek dünyasının yücelttiği değerler olduğunu farkedip kendi doğalarındaki güzelliklerin bir farkına varabilseler ne şahane olacak her şey sanki ama zor sanırım. Neyse, bir ara yazayım bununla ilgili bir şeyler kafamı toparladığımda diyor ve günlük yaşam anlatma moduma geri dönüyorum.

Dönerken mısır aldım. Şu bardakta satılanlardan. Eve geldiğimde yine o afacan çocuk halime geri dönmüştüm. Dönmüşken Liars dinleyeyim daha çok istedim. Dinledim; daha çok sevdim. Şimdiyse Magik Markers adlı bir grubu tüketmekle meşgulüm. Boss albümündeki ilk şarkı ve ikinci şarkı arasında dağlar kadar fark var. Kendileri için Sonic Youth'un benzeri demişler muhtelif yerlerde. İlk şarkının Sonic Youth'la uzaktan yakından alakası yoktu; epeyce beğendim o şarkıyı. Ama albümdeki ikinci şarkıları bu benzetmenin hakkını veriyor. Sevmek zaman alıyor bu bulanık, gürültülü şarkıları. En azından benim için öyle oluyor. Kolay sindiremiyorum. Önce tadını alamadığımdan herhalde.

Sürrealizm ve Soyut Dışavurumculuk karşılaştırması konulu bir yazı yazmaktayım. Bitince modernart-icles'ın ilk yazısı yapabilirim kendisini. Bir kafamı toparlayıp şu bloga da bir şeyler koyamıyorum; üzülüyorum.

iPod'uma haftasonu Y. ile dolanırken bir skin beğendim nihayet. Aldım hiç düşünmeden. iPod'umun adı "iPod is Evil!"dı, şimdi bir de iDevil isimli bir skini var kırmızı. Şeytan yapmaya çalışmışlar ama bir de vampir dişi koymuşlar. Ne idüğü belirsiz bir varlık çıkmış ortaya ama kuyruğu eksik maalesef. Sütlü yüzük diye adlandırılan en sevdiğim takımı aldığım mağazada buldum kendisini bir de. Seviyorum orayı sanırım.

Uzun süredir yazı yazmadan yaşayabildiğim bir ruh halindeyim. Sevinsem mi, üzülsem mi bilemiyorum. Hiçbir şey yok aklımda. Hissettiğim hiçbir şey yok. Öyle havada süzülüyorum hiçbir şeye değmeden. Hiçbir şeye değmeden yaşarken, yaptığım bazı şeyleri düşününce geçmişte, çok şaşırıyorum nasıl yapabilmiş olduğuma. Sanırım en çok da çok kısa bir sürede yapmış olduklarım ve devamı gelmeyenler şaşırtıyor. Nasıl olabilir diye arada düşünüyorum ama uzun sürmüyor odağımın kayması. Oradan buradan gelen sesleri dinliyor bir yanım. Hemen karşılık veriyorum. Odağım kaybolmaya o kadar hazır ki.

Hala oraya buraya 2007 diye tarih atan ben, az önce de tarihin 1 Mayıs'ı gösterdiğini görünce büyük bir şaşkınlıkla gözlerimi açtım. Hangi ara geldik Mayıs'a dedim. İçim bir garip bile oldu. Bir ay sonra yaz mesela; bunu düşününce yaptığım iş her ne ise bırakıyorum. Beni şaşırtan şeylerin yokluğundan dolayı, bu işin "zaman"a kalması ne garip diye düşünüyorum sonra.

Bu kadar sesli düşündükten ve bomboş şeyler yazdıktan sonra bu yazıyı burada sonlandırayım en iyisi. Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos da hemen böyle kendilerini benim gibi geçiştiriverseler de çok sevdiğim o mevsimlere bir geçsek diyorum. Zira sözkonusu aylar pek bir yalan dolan şeylerle anılıyor geçen seneden beri.

Cuma, Nisan 25, 2008

"Could"



Bu sandalyeden istiyorum. Alın bana bundan.

Bugün sükunet içinde geçti. Sabah havaalanından çıkarken kulağımda bitter şarkılar vardı. O çıkışı pek sevmesem de bugün güzeldi. Havaş'tan inip taksiye bindiğimde başka bir anı hatırlayıp "Tunalı'ya" demem ve sonra hemen gidilecek yeri düzeltmem ayrı bir gariplikti ama olsun.

Bugün güzel şeylerden bahsedesim var ama elle tutulur bir şey de yok hani öyle belirgin. Ama içimde güzel bir şeyi alıp, onun güzelliği anlatmak için sabırsızlanan bir hal var. Tüm bunlar dışında Y. aradı az önce. Buraya geliyor. Güzel şeyler olacak onunla beraberken diye umudetmekten başka bir şey diyemiyorum şu an.

Haftaya Fujiya & Miyagi konserine gidesim de var, gitmeyesim de. Ne yapacağımı bilememekteyim. Gidersem hem görmek istediklerimi göreceğim hem de konseri izleyeceğim. Epeyce seviyorum çünkü grubu da. Gitmezsem bu aralar sakin kalmak isteyen ruh halim evin içinde huzurlu huzurlu dinlenecek. Bakalım...

Bugün birkaç gündür ve hatta son zamanlarda yaşadıklarım sonrasında hesapçı insanlardan ne kadar hazzetmediğimi yeniden keşfettim. Arada unutuyor çünkü insan bazı şeylerin varlığını karşısına çıkmayınca. Görmezden geldiğim ufak tefek hesaplar peşindeki insanlara zerre kadar değer vermiyorum. Herkes böyledir sanırım. Yani kimse istemez böyle insanları ama görmezden gelebiliyor bazen insanlar bu davranışları. Benim görmezden gelemediğim, şapşallıkları yüzünden enayi yerine koymaya çalışırken yaptıkları işi ağzına yüzüne bulaştıran; üç kuruşun hesabını yapan fırsatçı ve otlakçı insanlar hiç hoşuma gitmiyor, kaldıramıyorum da artık. Hayatımdan birer birer dökülsünler istiyorum çünkü elimi kolumu kaldırasım, kendilerine tek söz söyleyesim bile yok. O kadar kaale almıyorum kimseyi.

Ama mesela masterplan insanları vardır ya hani. Her şeyi kurarlar kafalarında, her durum için birkaç tane alternatif planları vardır. Hesapları başka birinin anlayamayacağı kadar ayrıntılı ve komplikedir. O insanlardan da hazzetmememe rağmen saygı duyuyorum onlara. O yüzden bunlardan hayatımda bulunsun; arada bir kafalarının içine girebilmek için kafamı çalıştırayım; onları anladıkça aklımda yeni yeni klasörler açayım istiyorum. Bu tip uzun vadeli hesap kişileri en azından cinfikirlilikleri ve uyanıklıkları saygı duyulası hem. Bu da bir meziyet çünkü. Diğerleri gibi karın tokluğuna çalışmıyorlar. Bana Benjamin Linus lazım. Hazır Türkçe de biliyoruz, karşılıklı dertleşiriz. Belki bana da türlü türlü manipulasyonlarla bir şeyler yaptırır. Seve seve yaparım sanırım.

Başlıktaki "could" ne güzel bir modal verb'dür diye düşündüm bugün. Hem geçmiş, hem şimdi, hem gelecek... Bir de "-ebilmek". "Can"in sertliği de yok. Daha ne?

2007'nin nasıl oluyorsa birçok insan için hala sürüyor olduğunu biliyorum bir de. Bitmedi, hala devam ediyor; söylemedi demeyin.

Salı, Ocak 01, 2008

08

Sabah 6 gibi artık uyumaya çalışırken K.'la salondaki kanepelerde, şöyle bir laf ettim:

"2007'ye girdik artık, her şey daha iyi olacak."

Evet ben 2007'ye girdiğimizi sanıyordum oysa ki o an. Nasıl da mutluydum sondaki "7"nin bana şans getireceğini düşündüğümde :) Olsun. "8"i, "7"den daha çok sevdiğime göre, hiçbir sorun yok. Hem "7 is a number in magic" ve ben bu cümleye şöyle devam ediyorum bu aralar "and magic is an illusion in reality". O halde "8" Pluto'nun 2. evimde gezinmeye başlaycağı bu senede benim için ilginç şeyler vaadediyor sanırım. Sonsuzluğu ifade eden "8" zaten numeroloji denen absurd şeye göre ismimin karşılığı. Buradan da türlü türlü zırvalıklar çıkarılabilir ama ben burada bu konuyu sonlandırıp dün gece yaptığımız saçmalıklara geçeceğim.

Alfabetik bir sırayla D, E, G, G, İ, K, Ö, T olarak, mutfak ve salon ikilisi, Absolut, Cardinal, Dimitra ve Efes dörtlüsü arasında gidip geldik. Güzel bir masa, zevkli sohbetler yapıldı. Üzerimde dün ani bir kararla aldığım sweatshirtüm vardı. Şöyle diyor önünde: "Got To Be Bad". 2008'e girerken, özel olarak Oasis - Champagne Supernova açıldı. Birileri La Ritournelle'le girmiş, haberini aldım. Hemen kendime pay çıkarıp mutlu bile oldum.

Sonra bir zaman oldu nerede hangimiz başlattık bilmiyorum ama geçen yılın ilk üç cümlesini seçtik aramızda. Bunları hemen bir kenara not aldım buraya da yazmak için. Ama bu bir sonraki yazının konusu.

2008'in ilk gününde ise 5 senedir bilip, birbirimizi göremediğimiz bir arkadaşımla sabah kahvaltısı için sözleştik. Güzeldi eskilerden olmasına rağmen yeni bir yüzü dahil etmek görsel hafızama. Sonra bir kitapçıya gidilip güzel kitaplar aldım kızkardeşlerime ama o kadar dalgınım ki birine aldığım kitabı zaten geçen yılbaşı hediyesi yapmışım ona. Tamam, kabul ediyorum tüm dediklerinizi.

Bugün ev toplanıp, temizlenecek, yarına kitap değiştirilip evde biraz keyif yapılacak. Sonra ise ayın 8'i beklenecek :) Nedenini sormayın (merak edildiğinden bile şüpheliyim) ama K. bilir ne olduğunu. Öyle...

Bomboş bir ilk gün yazısı ile Imagine Room 2008'e girdi sayemde. Bu senenin aynen bu yazı gibi içimi bomboş hale getirmesini istiyorum. O kadar boş olsun ki hatta, bir sonraki seneye doldurmak için kendimi yeniden olumlu hislerin peşine sürükleyebileyim.

İyi yıllar!