Bu akşamı gelinlik bakmaya ayırmışım haberim yokmuş. Tabii ki kendime bakmadım. Y. önümüzdeki yaz evlenecek ama onunla beraber beni de bir heyecan sardı ki sormayın. Y. ile tanışıklığımız çok uzun değil. Geçen Şubat'ta İstanbul'da Mano'da otururken C. tanıştırmıştı bizi. Kendisini çok sevdim. C. sayesinde tanımaktan mutluluk duyduğum insanlardan biri ve hatta daha bile fazlası sanırım. Sonra o başka bir C. ile tanıştı. Birbirlerine aşık oldular. Üç hafta sonra da aileler birbirleriyle tanışacak. Sonra Y. Amerika'ya gidecek büyük ihtimalle C.'in yanına. Her şey güzel güzel devam edecek onlar için ki öyle olmasını en az kendi mutluluğumu istediğim kadar çok istiyorum.
Neyse bu kadar saat kendisine baktığım gelinliklerden sonra kendim için de ileride belki giyerim diye koydum o modellerden birkaç tanesini bir kenara. Buraya koymayacağım merak etmeyiniz. Nasılsa öyle bir durum da yok ortalıkta ve olacağını da düşünmüyorum birkaç sene kadar. Yine anladım ki ciddi ciddi uzakmış bana bu işler. Dekorasyonu, aksesuarları ve kıyafetleri dışında bulaşmayayım bu gibi işlere.
Bugün sabah ilginç bir rüya gördüm. Sabah sabah daha uyanmamış halimle de o sıraa saat farkından dolayı ayakta olan Muzo'ya anlattım tüm rüyayı. Birkaç gün boyunca film izleyince, filmlerden belli parçaları birleştirip kendi filmini çekmiş bilinçaltım.
Ntv'de bu akşam tam da Y. ile gelinliklere bakarken, Anne Boleyn'in hayatını anlatan bir belgesel vardı. Bu belgeseli buraya yazma sebebim ise, fondaki müziklerdi. SigurRòs'un Untitled #1'ı duyduğum andaki şaşkınlığım daha dinmeden, Spiegel im Spiegel başladı. Filmlere, belgesellere böyle güzel müzikler seçen insanlarla tanışmak istiyorum.
Başka da bir şey yok söyleyeceğim. Ha bir de 4 Months, 3 Weeks, 2 Days'i izledim sonunda.
Evet, sonunda.
Öyle.
sigur ròs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sigur ròs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cumartesi, Ekim 04, 2008
Çarşamba, Eylül 24, 2008
Feelings For Something Lost
Pitchfork'ta az önce Mogwai'nin The Hawk Is Howling'ine yapılan review'ı okudum. Kendileri utanmadan Sigur Ròs'un son albümüne 7.5 verip, bu albüme 4.5'u uygun görmüşler. Sürekli öngörülebilir olmak ve fazla bilinçli müzik yapmakla suçlamışlar grubu da. Bok yesinler.
Onun dışında bugün bugün alakasız olarak, sabah 4,6'lık br deprem yaşamışız ve fakat ben duşta olduğum için hissetmemişim. Annem arayıp söylemeseydi farkına bile varmayacaktım.
Gün boyu dingin müzikler dinledim bugün sanırım. Sabah sakin sakin yapılan bir kahvaltı, gerçek renklerin şimdiden soluk gün ışığıyla aydınlanması, sonra Rachel's... Şimdiyse Ólafur Arnalds ki kendisini çok kişiden duyup bir türlü dinleyememiştim. Uyumadan önce terapi niyetine iyi gelebilen bir müziği varmış.
Bugün derste as if, as though diye anlatırken, kredi kartlarıyla insanların daha çok parası varmış gibi yaşamalarıyla ilgili bir örnek cümle kuruverdim. Ders sonrasında da kendi kendime birçok insanın bu yüzden şizofren hayatlar sürdürdüğünü düşündüm. Tam o esnada Fake Plastic Trees'i uygun gördü iPod'um. Sağolsun kendisi hal hatırdan anlıyor bilindiği üzere.
Ayça dün bana artık duvarlarım olmadığını birkaç soruyla kanıtladı. Bunu da farkına varmadan verdiğim cevaplarla kanıtlamış olması pek harika oldu hatta. Çok yol katetmişim çok zamanda. Sindirerek yaşanan mutluluk da acı da bu dünyada başka bir denkliğe sahip değil herhalde. İyi ki olduğum gibi bir insanım diye düşündüm bugün. Bunu hala ara ara düşünebiliyor olduğum için güldüm kendime bir de.
Yarına kadar güzel rüyalar görmek dışında hiçbir şey istemiyorum. Yarınsa sanırım kendi halinde ilerleyen hayatımı bir boş günde ne kadar aktivite varsa yaparak geçireceğim. İnsanı dış dünyada oraya buraya harcanan enerji kadar sağlıklı kılan başka bir şey yok sanırım. İyi geceler.
Onun dışında bugün bugün alakasız olarak, sabah 4,6'lık br deprem yaşamışız ve fakat ben duşta olduğum için hissetmemişim. Annem arayıp söylemeseydi farkına bile varmayacaktım.
Gün boyu dingin müzikler dinledim bugün sanırım. Sabah sakin sakin yapılan bir kahvaltı, gerçek renklerin şimdiden soluk gün ışığıyla aydınlanması, sonra Rachel's... Şimdiyse Ólafur Arnalds ki kendisini çok kişiden duyup bir türlü dinleyememiştim. Uyumadan önce terapi niyetine iyi gelebilen bir müziği varmış.
Bugün derste as if, as though diye anlatırken, kredi kartlarıyla insanların daha çok parası varmış gibi yaşamalarıyla ilgili bir örnek cümle kuruverdim. Ders sonrasında da kendi kendime birçok insanın bu yüzden şizofren hayatlar sürdürdüğünü düşündüm. Tam o esnada Fake Plastic Trees'i uygun gördü iPod'um. Sağolsun kendisi hal hatırdan anlıyor bilindiği üzere.
Ayça dün bana artık duvarlarım olmadığını birkaç soruyla kanıtladı. Bunu da farkına varmadan verdiğim cevaplarla kanıtlamış olması pek harika oldu hatta. Çok yol katetmişim çok zamanda. Sindirerek yaşanan mutluluk da acı da bu dünyada başka bir denkliğe sahip değil herhalde. İyi ki olduğum gibi bir insanım diye düşündüm bugün. Bunu hala ara ara düşünebiliyor olduğum için güldüm kendime bir de.
Yarına kadar güzel rüyalar görmek dışında hiçbir şey istemiyorum. Yarınsa sanırım kendi halinde ilerleyen hayatımı bir boş günde ne kadar aktivite varsa yaparak geçireceğim. İnsanı dış dünyada oraya buraya harcanan enerji kadar sağlıklı kılan başka bir şey yok sanırım. İyi geceler.
Etiketler:
as if,
as though,
deprem,
duvar,
fake plastic trees,
kredi kartı,
library tapes,
mogwai,
Ólafur Arnalds,
pitchfork,
rachel's,
sigur ròs,
the hawk is howling
Çarşamba, Ağustos 06, 2008
Kırık Ayaklar ve Yorgunluklar
Bu arada az öncki post'taki tüm fotolar D.'nın sayesinde oldu; belirtmeden geçemeyeceğim.
Neyse, eve vardığımda kardeşlerimi görüp onlara tüm heyecnımla her şeyi anlatmak istiyordum. D. da benle geldi. O gee bende kalıp sonra sabah benl evden çıkıp evin dönecekti. Kızlarla mutlu mutlu otururken Paul'un nerede olduğunu sordum ki, aldığım cevap tüm mutluluğumu ve heyecanımı kaçırdı ve hatta delice üzdü. Paul beyefendi Pazartesi sabahı, yani o sabah 4. kattaki evimizden aşağıya düşmüştü. Bunu bir kez daha yaşamıştık ve ufak tefek bir iki sıyrıkla atlatmıştı ama bu sefer durum ciddiydi. Hemen sokağn başındaki veterine kliniğe götürmüştü kızlar Paul'u ve arka iki ayağında eklem yerlerine yakın yerlerden kırıklar vardı. Hemen gidip görmek istedim. Gittim ama göstermediler heyecanlanmasın diye. Uyuyormuş zira. Ertesi gün dersten çıkıp hemen yanına koştum. O zaman gördüm ve daha da kötü oldum. Beni görünce ayağa kalkmaya çalıştı ama yapamadı. Onu alıp oradan kend veterinerimize götüreyim dedim Götürdüm de. Sonra ameliyat olması gerektiğini ve kırıkların çok kritik yerlerde olduğunu söylediler. Ama bana öyle bir ameliyat masrafı çıkardılar ki kendi ayaklarımı yüzbin yerden kırsam ve her tarafına platin takılacak olsa o kadar para ödenmezdi eminim. Sinir olup Ankara Üniversitesi'nin Veterinerlik Fakültesi'ni araştırayım istedim. Araştırdım ve sözlükten birkaç insan da bana sağolsunlar yardımcı oldular. Hatta yine sözlükçü bir veteriner bulduk üniversiteden. Bugün gittik Paul ile kendisini görmeye ve kendi veterinerimin ameliyatı yapacağını söylediği profesör ile o rakamın üçte birine anlaştık ve yarına Paul sabah 09:30 itibariyle ameliyata girecek. Umarım iyileşecek zira önümüzdeki hafta boyunca tatilde olduğumdan kendisine yoğun bakım ve ilgiyi göstereceğim zaten. O yüzden rahat da içim. Ama bu veterinerlik işinde neler döndüğünü çok daha iyi anlıyorum. Özel klinikte 1,5 milyar civarında söylenen rakam nasıl oldu da o fiyata bir anda indi fakültede ona hala şaşırıyorum. Siz siz olun böyle bir durumda hemen can havliyle üzüntüden tamam demeyin. Araştırın. Aklınızda olsun.
Geldiğimden beri beni delirten, üzen şey de buydu ve bunun da hallolmuş olmasının verdiği rahatlıkla bugün eve geldiğimde yatakta uzanmış Diggnation izlerken uyuyakalmışım. Tüm haftasonu ve sonraki iki günün yorgunluğunu 15 dakikalık o kesitirmeyle atıverdim. Şimdi ise birkaç saattir bu postları yazıyorum ve bir yandan da birilerinin yönlendirmesiyle bir adet Sigur Ròs videosu izliyorum, dinliyorum. Konser videosuymuş ve güzelmiş de. Alakasız şekilde yine kendisine teşekkür etmek istedim ne olursa olsun.
Şimdilik benden bu kadar sanırım. Birkaç gün daha bir şey yazar mıyım bilmiyorum ama okunmayacağını düşünüyorum zaten yazsam da. O yüzden iyi geceler dileyip, konserime devam ediyorum.
Neyse, eve vardığımda kardeşlerimi görüp onlara tüm heyecnımla her şeyi anlatmak istiyordum. D. da benle geldi. O gee bende kalıp sonra sabah benl evden çıkıp evin dönecekti. Kızlarla mutlu mutlu otururken Paul'un nerede olduğunu sordum ki, aldığım cevap tüm mutluluğumu ve heyecanımı kaçırdı ve hatta delice üzdü. Paul beyefendi Pazartesi sabahı, yani o sabah 4. kattaki evimizden aşağıya düşmüştü. Bunu bir kez daha yaşamıştık ve ufak tefek bir iki sıyrıkla atlatmıştı ama bu sefer durum ciddiydi. Hemen sokağn başındaki veterine kliniğe götürmüştü kızlar Paul'u ve arka iki ayağında eklem yerlerine yakın yerlerden kırıklar vardı. Hemen gidip görmek istedim. Gittim ama göstermediler heyecanlanmasın diye. Uyuyormuş zira. Ertesi gün dersten çıkıp hemen yanına koştum. O zaman gördüm ve daha da kötü oldum. Beni görünce ayağa kalkmaya çalıştı ama yapamadı. Onu alıp oradan kend veterinerimize götüreyim dedim Götürdüm de. Sonra ameliyat olması gerektiğini ve kırıkların çok kritik yerlerde olduğunu söylediler. Ama bana öyle bir ameliyat masrafı çıkardılar ki kendi ayaklarımı yüzbin yerden kırsam ve her tarafına platin takılacak olsa o kadar para ödenmezdi eminim. Sinir olup Ankara Üniversitesi'nin Veterinerlik Fakültesi'ni araştırayım istedim. Araştırdım ve sözlükten birkaç insan da bana sağolsunlar yardımcı oldular. Hatta yine sözlükçü bir veteriner bulduk üniversiteden. Bugün gittik Paul ile kendisini görmeye ve kendi veterinerimin ameliyatı yapacağını söylediği profesör ile o rakamın üçte birine anlaştık ve yarına Paul sabah 09:30 itibariyle ameliyata girecek. Umarım iyileşecek zira önümüzdeki hafta boyunca tatilde olduğumdan kendisine yoğun bakım ve ilgiyi göstereceğim zaten. O yüzden rahat da içim. Ama bu veterinerlik işinde neler döndüğünü çok daha iyi anlıyorum. Özel klinikte 1,5 milyar civarında söylenen rakam nasıl oldu da o fiyata bir anda indi fakültede ona hala şaşırıyorum. Siz siz olun böyle bir durumda hemen can havliyle üzüntüden tamam demeyin. Araştırın. Aklınızda olsun.
Geldiğimden beri beni delirten, üzen şey de buydu ve bunun da hallolmuş olmasının verdiği rahatlıkla bugün eve geldiğimde yatakta uzanmış Diggnation izlerken uyuyakalmışım. Tüm haftasonu ve sonraki iki günün yorgunluğunu 15 dakikalık o kesitirmeyle atıverdim. Şimdi ise birkaç saattir bu postları yazıyorum ve bir yandan da birilerinin yönlendirmesiyle bir adet Sigur Ròs videosu izliyorum, dinliyorum. Konser videosuymuş ve güzelmiş de. Alakasız şekilde yine kendisine teşekkür etmek istedim ne olursa olsun.
Şimdilik benden bu kadar sanırım. Birkaç gün daha bir şey yazar mıyım bilmiyorum ama okunmayacağını düşünüyorum zaten yazsam da. O yüzden iyi geceler dileyip, konserime devam ediyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
