4 Months 3 Weeks 2 Days'den bir adet bebek, The Days of Abandonment'tan bir adet sürüngen, Bin Jip'ten görünmezlik, bir de son olarak yapmak istenilenler... Hepsi bilinçaltından çıkıp rüyalarda cirit atıyorlar. Üstüste birkaç film izleme özelliğini yeniden kazanan bir insan oldum çıktım ve rüyalarım son zamanlarda ansızın değişiverdi.
Bugün sabahki derslerimden sonra eve geldiğimde saat 3'tü. Müzik dinlemeye başladım ve bugün dışardayken shuffle'da harikalar yaratmış olan iPod'umdan aklımda kalan ve aylar önce arşivime eklenip kendi halinde bekliyor olan Dustin O'Halloran'ın "Opus"larını dinledim durdum. Yalnızken dinlenebilecek en ideal isimlerden biri haline geldi kendisi hatta.
Sonra akşama U.'u yemeğe çağırmıştım. Onun için hazırlıklar yaptım. Yaparken nasıl olduysa aklım sanırım Man Stroke Woman'dan yola çıkıp -ki diziye hangi ara sıçradı düşüncelerim hiç hatırlamıyorum- kadın-erkek ilişkilerine geldi. Erkekler her zaman - hatırladım nereden o noktaya uçtuğumu şimdi ama yazmayacağım sanırım- kadınların "arıza" olarak nitelendirilen eğilimlere sahip erkeklere aşık olduğunu sonra da üzüldüğünü ama nedense hiçbir zaman akıllanmadıklarını düşünürler. Daha geçen gün yazdığım bir yazıya gelen yorum da bundan bahsediyordu. Velhasıl ben şöyle bir sonuca vardım -ki ne kadar doğrudur veya ne kadar yaygındır bu bilmiyorum ama kendimle ilgili ilginç bir ayrıntı olduğu için buraya da yazayım istedim; eğer bir kadının gözünde çizilen erkek imajı "default" olarak arıza ise, yani demek istediğim eğer bir kadına erkeklerin özellikleri sorulduğunda, "hepsi aynı, şöyle böyle bıkbıkbık" şeklinde ifadelerle yakınıyorsa, bu tanımın "default" olmasından kaynaklanarak karşısına çıkan erkekleri de buna göre kategorize ediyordur. Bu kategorizasyon sırasında eğer tanıştığı erkek, erkeklerle ilgili baştan kabul ettiği o tanımlara uyuyorsa tanımdaki olumsuzlukları standart erkek özelikleri olarak kabul ettiğinden dolayı, bu arıza eğilimleri taşıyan erkeği ancak erkekten sayacaktır. Kendi halinde, sakin, sessiz, uslu yani o olumsuz tanıma uymayan erkekleri de kaba tabirle "erkek müsveddesi" kategorisine sokacaktır tabii bu durumda.
Aynı şey erkeklerin kadınlarla ilgili tanımları ve onların kategorizasyonunda da geçerli sanırım. Eğer kadın denince "femme fatale" bir görüntü beliriyorsa erkeğin aklında, o adamın ilişki kurmak isteyeceği kadın da kadınsılığını onun kadın tanımına uyarak elde edecekse, bu erkekte sürekli kendisine acı çektiren kadınlarla beraber olma eğilimini görmek pek şaşırtıcı olmayacatır.
Etrafımda birkaç tane yeni evli arkadaşım var ve çoğuna baktığımda aslında ya akıllarında geçmişten getirdikleri o kötümser erkek tanımını bir kenara bırakıp, salt o tanıma uymadığı için aslında farkında bile olmadan erkek olarak görmedikleri ama tam da o özelliklere uymadığı için beraberliklerde sorun yaratmayan uslu ve kendileriyle evlenildiğinde sorun çıkarmayıp aksine huzur yayan o adamlarla evli olduklarından, epeyce tatminsizler. Bunu onlara söyleseniz kabul etmeyeceklerdir eminim; kim zorlukla kuruğu düzenin bozulmasını göze alabilir ki hem. Ama sanki gözlerinde birkaç sene önceki heves gitmiş, yerine alışkanlığın ve kabul etmişliğin getirdiği bir bıkkınlıkla yaşamaya çalışıyor gibiler. Eh diğer taraftan da kötücül karşı cins tanımlarına sahip ama vazgeçmemiş kadın ve erkeklerin durumu ise yalnızlık oluyor genelde. Yalnızlık değilse de daha çok üzüntü ve muz kabuğu oluyor durum.
Tabii buradan, herkesin aklındaki o kötücül kadını-erkeği bulması ve acı çeke çeke mutlu olmayı öğrenmeli veya sırf üst paragrafta yazdığım o çiftler gibi gözlerinde yılgın ve donuk ifadeler belirmemesi için bu arayıştan vazgeçmeyip yalnız da kalsa böyle devam etmeli gibi bir sonuç çıkmamalı. Aksine tanım her şeydir, onu anlatmaya çalışıyorum sanırım ben. Eğer bir insan o tanımları dürüstçe, çuvaldızı biraz da kendine batırarak daha makul hale getirir ve bu tanımlara uygun birini bulduğunda, karşı cinsin erkekliğini veya kadınlığını kötülüğe değil de iyiliğe ve "kendi gibi"liğe bağlayabilirse, sorunsuz ilişkiler yaşar. Yani aslında eğer aklınızdaki kötü özelliklerle tanımlanmış karşı cins kavramının içini temizler, pencereleri açar hava aldırır ve içeri temiz hava sokabilirseniz, daha sağlıklı ilişkiler kurulabileceği bir gerçek gibi görünmekte bana. Bilmem siz ne dersiniz ama...
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Salı, Ekim 07, 2008
Perşembe, Ağustos 21, 2008
"Her neyse, demek istediğim dudaklarının şeklini ezbere çizebilirim..."
Bir ayda üst scroll'u bozulan bir mighty mouse'um vardı. Geçen hafta Panora'daki Karakayalar'a bıraktım kendisini. Bu aralar nasılsa bana ait olan veya benimle yakından ilişkili her şey bir tarafını bozuyor, kırıyor vs. Mouse'um da nasibini aldı tabii ve ben buna hiç şaşırmadım.
Gçen gün mouse'un onarılmış olduğunu haber verdiler ancak bugün gidebildim almak için. O sırada kızkardeşimin arkadaşı C. iPod'unun üç defa bozulmuş olduğunu ve artık daha ne yapması gerektiğini sorarken, daha lafı bitmeden gayet sevimli ve işi için gayet ideal bir sevimlilikte olan satış görevlisi atladı ve gülümseyeek gayet de naif bir şekilde şunu söyleyiverdi:
"Kadınlar çok sabırsızlar, eject etmeden aleti çıkarıveriyorlar. Sonra da bozuluyor tabii."
Sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ettik alışverişe, eve geldik. Ben bugünkü işlerimi hallettim. Tam o sırada iPod'umu eject edecekken bu cümle aklıma geldi ve bu seferki yansıması epey ilginç geldi kulağıma. Kocaman bir genellemeyle iPod'u neden sürekli bozulduğuna kendinden emin bir tavırla saniyesinde cevabı bulabilmesine mi şaşırdım yoksa kadınların bu tavrının hakkaten varolduğuna mı yoksa yoksa bu adamın seksist bir satış görevlisi olduğuna mı anlam veremedim.
Bunun dışında haftasonu H. geliyor büyük ihtimalle. Onu Cuma gecesi gidip alacağım. Bir günümüzü beraber geçireceğiz. Orada burada sohbet ederek, bir şeyler içerek keyifli bir Cumartesi olsun istiyorum.
"Breaking and Entering" diye bir film var bir de. Jude Law ve Juliette Binoche oynuyorlar. Orada bir sahne var. Her bu filmi gördüğümde o sahneyi bekliyorum. O sırada ne iş yapıyorsam bırakıp içine giriyorum filmin bir anda. Kırılmış ve bozulmus bir evliliğin son zamanlarından birinde Jude Law karısına dönüp eski zamanlardaki hallerine geri dönmeleri için, beraberlikleri esnasında onları ne bu bozuk ilişki noktasına getirdiyse onu yoketmek istediğini söylüyor. Üstüne bir de kendisini en mutlu eden zamanlardan birinin de geçmişte bir gün karısının onun elini, hatırlamadığı bir nedenden ısırdığı andan bahsediyor, kadın ise ona bakıp nedenini hatırlamadığını ama o anı anımsadığını söylüyor. Üstüne kocasının elini tutuyor ve tüm o beraber eskitilmiş yılların yılgınlığıyla son bir defa güzel bir an yaratabilmenin cılız umuduyla ısırıyor. Gülümsüyorlar. "O zaman farklıydı ama" gibi bi şeyler söylüyorlar. Ama yine de gülümseyip yataklarına yöneliyorlar.
Az önce işte tam bu sahnede yakaladım bu filmi. Tam da paragrafa başlamamışken... Hüzün oldum buraya yazarken de. Her neyse... Öyle bir anda bulunmak istemiyorum ben sadece.
İyi geceler.
Gçen gün mouse'un onarılmış olduğunu haber verdiler ancak bugün gidebildim almak için. O sırada kızkardeşimin arkadaşı C. iPod'unun üç defa bozulmuş olduğunu ve artık daha ne yapması gerektiğini sorarken, daha lafı bitmeden gayet sevimli ve işi için gayet ideal bir sevimlilikte olan satış görevlisi atladı ve gülümseyeek gayet de naif bir şekilde şunu söyleyiverdi:
"Kadınlar çok sabırsızlar, eject etmeden aleti çıkarıveriyorlar. Sonra da bozuluyor tabii."
Sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ettik alışverişe, eve geldik. Ben bugünkü işlerimi hallettim. Tam o sırada iPod'umu eject edecekken bu cümle aklıma geldi ve bu seferki yansıması epey ilginç geldi kulağıma. Kocaman bir genellemeyle iPod'u neden sürekli bozulduğuna kendinden emin bir tavırla saniyesinde cevabı bulabilmesine mi şaşırdım yoksa kadınların bu tavrının hakkaten varolduğuna mı yoksa yoksa bu adamın seksist bir satış görevlisi olduğuna mı anlam veremedim.
Bunun dışında haftasonu H. geliyor büyük ihtimalle. Onu Cuma gecesi gidip alacağım. Bir günümüzü beraber geçireceğiz. Orada burada sohbet ederek, bir şeyler içerek keyifli bir Cumartesi olsun istiyorum.
"Breaking and Entering" diye bir film var bir de. Jude Law ve Juliette Binoche oynuyorlar. Orada bir sahne var. Her bu filmi gördüğümde o sahneyi bekliyorum. O sırada ne iş yapıyorsam bırakıp içine giriyorum filmin bir anda. Kırılmış ve bozulmus bir evliliğin son zamanlarından birinde Jude Law karısına dönüp eski zamanlardaki hallerine geri dönmeleri için, beraberlikleri esnasında onları ne bu bozuk ilişki noktasına getirdiyse onu yoketmek istediğini söylüyor. Üstüne bir de kendisini en mutlu eden zamanlardan birinin de geçmişte bir gün karısının onun elini, hatırlamadığı bir nedenden ısırdığı andan bahsediyor, kadın ise ona bakıp nedenini hatırlamadığını ama o anı anımsadığını söylüyor. Üstüne kocasının elini tutuyor ve tüm o beraber eskitilmiş yılların yılgınlığıyla son bir defa güzel bir an yaratabilmenin cılız umuduyla ısırıyor. Gülümsüyorlar. "O zaman farklıydı ama" gibi bi şeyler söylüyorlar. Ama yine de gülümseyip yataklarına yöneliyorlar.
Az önce işte tam bu sahnede yakaladım bu filmi. Tam da paragrafa başlamamışken... Hüzün oldum buraya yazarken de. Her neyse... Öyle bir anda bulunmak istemiyorum ben sadece.
İyi geceler.
Etiketler:
apple,
breaking and entering,
ipod,
jude law,
juliette binoche,
kadın,
mighty mouse
Cuma, Nisan 18, 2008
"Erase and rewind"
Bugün ilginç zamanlar yaşadım. Hayırlısı diyorum.
Onun dışında, kadınların birbirlerini ancak kendilerine rakip gördüklerinde diş gösterdiğini, karşı tarafın en ufak hareketinin itici ve eleştirilebilir geldiğini söylemem lazım. Ama eğer diğer kadının kendisi için potansiyel sevgili olabilecek erkeklerin ilgisini çekmiyorsa bir kadın, o diğerini kaale bile almıyor. En kötü şeyi yapsa bile gülümseyip geçiyor. O yüzden sanırım ancak iki kadın arasındaki bağ, onları beğenen erkeklerin aynı kümede bulunmaması durumunda sorunsuz ilerliyor. Lacan'ın "kadın yoktur" lafı bir çok kritik -özellikle de feminist kritiklerin tabii ki- tarafından sırf ara yüzü tarafından eleştirilmiş olsa da, benim nazarımda öyle doğru ki, kadınlarla ilgili onun bu sözü üzerine söz etmek anlamsız gelmekte.
Bugün oturup kendime çeşitli temalara sahip şarkı listeleri çıkarasım var. Başarabilirsem buraya da koyacağım.
Öğleden sonra eski mesajları sildim, bazılarına dokunmadan tabii. Kulağımda The Clientele vardı. Hayatımda olan insanların mesajlarını -ki zaten hayatımda olmayanların mesaj atmak isteyebileceği biri olmadım hiçbir zaman, sildim. Hayatımdan çıkardığım insanların -ki zaten toplasan bir tane, mesajlarını silmedim, bıraktım onları öyle. Nasılsa sahibi hayatımda değil, öyle dursunlar istedim sanırım. Sonra az önce gelen bir mesajla gülümsedim. Gülümsediğimi farkedip, güldüm bu sefer eğlenerek. Unutmuşum bazı şeyler nasıl yaşanır, hissedilir. Hatırlatana teşekkür ettim. Mutlu oldum. Hep hatırlatsın, hep mutlu olayım.
Onun dışında, kadınların birbirlerini ancak kendilerine rakip gördüklerinde diş gösterdiğini, karşı tarafın en ufak hareketinin itici ve eleştirilebilir geldiğini söylemem lazım. Ama eğer diğer kadının kendisi için potansiyel sevgili olabilecek erkeklerin ilgisini çekmiyorsa bir kadın, o diğerini kaale bile almıyor. En kötü şeyi yapsa bile gülümseyip geçiyor. O yüzden sanırım ancak iki kadın arasındaki bağ, onları beğenen erkeklerin aynı kümede bulunmaması durumunda sorunsuz ilerliyor. Lacan'ın "kadın yoktur" lafı bir çok kritik -özellikle de feminist kritiklerin tabii ki- tarafından sırf ara yüzü tarafından eleştirilmiş olsa da, benim nazarımda öyle doğru ki, kadınlarla ilgili onun bu sözü üzerine söz etmek anlamsız gelmekte.
Bugün oturup kendime çeşitli temalara sahip şarkı listeleri çıkarasım var. Başarabilirsem buraya da koyacağım.
Öğleden sonra eski mesajları sildim, bazılarına dokunmadan tabii. Kulağımda The Clientele vardı. Hayatımda olan insanların mesajlarını -ki zaten hayatımda olmayanların mesaj atmak isteyebileceği biri olmadım hiçbir zaman, sildim. Hayatımdan çıkardığım insanların -ki zaten toplasan bir tane, mesajlarını silmedim, bıraktım onları öyle. Nasılsa sahibi hayatımda değil, öyle dursunlar istedim sanırım. Sonra az önce gelen bir mesajla gülümsedim. Gülümsediğimi farkedip, güldüm bu sefer eğlenerek. Unutmuşum bazı şeyler nasıl yaşanır, hissedilir. Hatırlatana teşekkür ettim. Mutlu oldum. Hep hatırlatsın, hep mutlu olayım.
Etiketler:
erase and rewind,
gülümsemek,
kadın,
kadın yoktur,
lacan,
mesaj,
the cardigans,
the clientele
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
