Why are we all so alone here? All we need is a little more hope, a little more joy."
Bazen kendi kendimi öyle büyük hayalkırıklığına uğratıyorum ki, başkasına gerek bile kalmıyor. Bana yapılan her şeyi unutabiliyorum kendime yaşattığım bu hayalkırıklığı karşısında. Başka şansım da kalmıyor çünkü.
Bu haftasonunu sinemaya ayırmışım farkında bile olmadan. Cuma akşamı Sex and The City'e gittik U. ile önce. Çılgın bir dokuz kişilik kadın grubunun hemen arkasında oturmak bu tür kadınlara yönelik filmlerde apayrı bir deneyim kazandırıyormuş insana bunu anladık. Zaten daha reklam kısmında belliydi neler olacağı. Her şeyle ilgili bir yorum yapmak zorunda hisseden bu kadınlar, en olmadık yerlerde de kahkahayı patlatıp bağıra çağıra birbirleriyle konuşuyorlardı. Bu filme giderken gişe civarlarında sıra sıra kadın görürseniz gitmeyin. Daha sakin bir zamanı bekleyin. En ufacık espride bile kahkaha patlatabiliyor ve sinirlerinizi hoplatabiliyorlar zira.
Filme gelecek olursak tüm filmi yarım saate sığdırıp harika bir final yapabilirlermiş. Çok büyük beklentim zaten yoktu ama bu film biraz fazla uzun çıktı. Onun dışında klasik dörtlümüzün muhteşem diyalogları pek yoktu ki bu kadınları 2 saat boyunca bir restoranda konuşurken izleyebilirim diyen bir kadın olarak bunu filmin en büyük eksiği olarak buraya koyayım. Artılarına gelince yine güzel kıyafetler, ayakkabılar vardı. "Witty" diyalogların eksikliğinden içinde bulunulan durumlara güldük ki Carrie'yi ilk kez o mor gözler ve makyajsız bitik bir suratla gördük sanırım. Bu filmin ve dizinin tarihinde gerçeğe en yakın anlardan biriydi de. Ha bir de tabii birden çok sahnede ilk kez Carrie'yi aynı ayakkabılarla gördük. Bu da epey gerçekçiydi. Kimin her gün için ayrı Manolo'su var ki? Velhasıl Sex and The City fena sayılmayacak bir filmle sona erdi. Herkesin Mr. Big'iyle karşılaşması ve sürüne sürüne de olsa mutluluğu yakalayabilmesi dileğimle bu paragrafı burada sonlandırıyorum.
Onun dışında Michael Haneke'nin Funny Games'ini gördük U. ile yine. O tabii ki daha da başarılı bir filmdi. Zaten iki filmi kıyaslamak da aptallık ya neyse. Nezaketin içimi bu kadar sıktığı, beni bu kadar gerdiği başka bir durum olmamıştı. Bu film bu konuda sınırları aştı. Birinin orasını burasını kırıp hemen sonrasında onu olabilecek en rahat yere taşıyıp, kırıklarını düzeltmeye çalışmak bunu yaparken bile özür dilemek ve olanca özeni göstermek gibi bir şey bu film. İnsanın survival modundayken ne kadar da acımasız görünebileceğini izleyicinin içini daralta daralta öyle güzel vermiş ki Haneke, filmden sonra birilerine içini dökmemek ve tamamen dürüst olmamak imkansız. Çırılçıplak kalmak istiyorsunuz. Ha bir de Lafalimpics Olimpiyatları'nda Gerçek Kötüler'i tutanlardansanız zevkten zevke koşabilirsiniz filmi izlerken. Ayrıca filme uygun kıyafetlerle bu filmi izlemek de ilginçti. Pek tematiktim tesadüfen ve bu detayı atlamak istemedim.
Dün filmden sonra Haziran'a ve dolayısıyla yaz mevsimine girerken ve hatta dört kişi Nada shotları devirirken, geçen seneki yaza girişimi anımsadım. Buraya da yazmış olmalıyım hatta bir şeyler. A Silver Mount Zion'ın Built Then Burnt'unu dinliyordum balkonumda ki balkonumu bu sene hala kullanıma açmadım. Ay gökyüzünde sokağı aydınlatan tek şeydi gibi anımsıyorum. Ve hatta kendisini koca bir ağacın ardına saklanırken izlemiştim. Canım hafiften sıkkındı. Keşke o zamanların sıkkınlığını daha derin analiz edebilseymişim, şimdiye balkonumda oturuyor olurdum belki de dedim kendi kendime.
Sonra evime geldim. yatağıma uzandım. Telefonla oynadım. Hoşuma gitmeyen bir şeyler oldu arada. Sabah kalktığımda telefonumu yerde buldum. Tam olması ve tam olmam gereken yerde diye düşündüm. Üzerimi giyindim, hiçbir şey olmamış gibi dışarı çıktım.
telefon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
telefon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazar, Haziran 01, 2008
Cuma, Aralık 28, 2007
"A giant step each day..."
Bu aralar bir şeyler için şükretmem gerektiğinde, gözlerimi kapıyorum, şiddetli bir deprem hayal ediyorum. Artık sonu gelmeyeceğinden emin olduğum, bitmesini beklemediğim bir deprem yaratıyorum kendi kendime. Sonra gözlerimi açtığımda her şeyin yerli yerinde olduğunu gördüğümde mutlu oluyorum. Yalancı kendi yalanına kendisi de inanır ya sonunda, ben de kendi kurguma inanıp, hayata döndüğümde mutlu olma oyunları oynuyorum kendi başıma. O halde yeni yıl dileğim belli: "Wii"! Oyunlara ihtiyacım var belli ki ne yapayım.
Yılbaşı için birilerini buraya gelmeye razı etmeye çalışıyorum. Umarım gelirler de, kendilerini güzel güzel ağırlarım ben de zevkle. Magnum'un bu dark chocolate'ı pek güzelmiş. Şarabın yanına bile iyi gidiyor. Kahveyle falan siz düşünün artık. Starbucks da yapmalı böyle güzel bir çikolata. Americano'yla pek leziz bir ikili oluştururlar artık.
Pace Is the Trick'e geldi sıra. Bu şarkıyı telefondan canlı canlı dinlediğim bir anı anımsadım hemen tabii; hiç kaçmaz. Telefonum sayesinde dinlediğim grupların, şarkıcıların bir listesini çıkaracağım yakında zaten. Kendisi benim pek değerli "Hermes"im. Bana kişisel Olimpos'umdaki tanrılardan haberler getiriyor. Bir kanatlı sandaletleri eksik. O da olmayıversin canım.
Ne zamandır dinlemekten imtina ettiğim şarkıları dinliyorum bugün sırayla. Playlist'imle gurur duydum bugün bir kez daha. Ne güzel şarkılar eklemişim öyle. Hem hepsini temize çekiyorum. "Getting strong today, a giant step each day" hem. Aferin bana.
Yılbaşı için birilerini buraya gelmeye razı etmeye çalışıyorum. Umarım gelirler de, kendilerini güzel güzel ağırlarım ben de zevkle. Magnum'un bu dark chocolate'ı pek güzelmiş. Şarabın yanına bile iyi gidiyor. Kahveyle falan siz düşünün artık. Starbucks da yapmalı böyle güzel bir çikolata. Americano'yla pek leziz bir ikili oluştururlar artık.
Pace Is the Trick'e geldi sıra. Bu şarkıyı telefondan canlı canlı dinlediğim bir anı anımsadım hemen tabii; hiç kaçmaz. Telefonum sayesinde dinlediğim grupların, şarkıcıların bir listesini çıkaracağım yakında zaten. Kendisi benim pek değerli "Hermes"im. Bana kişisel Olimpos'umdaki tanrılardan haberler getiriyor. Bir kanatlı sandaletleri eksik. O da olmayıversin canım.
Ne zamandır dinlemekten imtina ettiğim şarkıları dinliyorum bugün sırayla. Playlist'imle gurur duydum bugün bir kez daha. Ne güzel şarkılar eklemişim öyle. Hem hepsini temize çekiyorum. "Getting strong today, a giant step each day" hem. Aferin bana.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
