Sonra geçen gün ben Adjective Clause anlatırken, "Marilyn Monroe whose nickname was silly blonde" şeklindeki ifadeyi, öğrencilerin çevirilerini düzeltmeye çalışıp bir yandan da ben çevireyim derken, "nickname'i aktif sarışın olan Marilyn Monroe" dedim ki hatta üstüne bir de "bilinçaltım bana hain oyunlar oynuyor" deyip beni dinleyenleri epey eğlendirdim.
Bu yukarıdaki iki örnek İngilizce öğretmenlerinin hazin hayatından kesitler. Nasıl saçmalayabiliyoruz hepimiz görün diye ibret olması amacıyla eklendiler yazıya.
Devam ettim sonra iç diyaloguma ve dedim ki "Sanırım görüntüdeki veya kişilikteki çekicilik yüzünden yanımıza yaklaşıldığında hep aynı şeyi yaşıyoruz ve bizi çekici yapan o şey bize yaklaşanın üfürmek gibi basit bir eylemde bulunmasıyla sonlandırılıyor. Ne kadar yıkıcı varlıklarız."
Sabah sabah böyle şeyler düşünüyor olmam hayra alamet değildi tabii. Akşamı pek mutlu geçmedi. Öğleden sonra Porcelain dinlememle birlikti kendini iyice açığa vuran depresif ruh halim gece yarısı başa çıkılamayacak gibi görünen bir yumak haline geldi. Yumağı aldım sonra oyunlar oynadım, kedime fırlattım. O oynarken ve yumağı havalara atıp tutarken yanlışlıkla pencereden düşürdü. Sonra hemen koştuk pencereye tabii. Bir baktık aşağıdaki kediler başına üşüşmüş. Neyse artık deyip peşini bıraktım depresyon yumağımın. Üzerine üşüşülmüş ve yenilmiş J. B. Grenouille gibi tiftik tiftik halde aşağıya saçılmış duruyor zaten.
"Everyone was leaving & the moment soon passed away"
Aklımda günlerdir birikmiş şeyleri bir yazıya kusmasam iyi olacak. Gece uğrarım herhalde.
